Bu kez eski bir dostuma yazıyorum bu satırları. Bir zamanlar her şeyimi paylaştığım, benimle ilgili her şeyi bilen birinden bahsediyorum. Zaman zaman aramın bozulduğu, fakat bir aradayken çok mutlu olduğum, vaktimi güzel geçirmek deyince ailemden sonra aklıma gelen kişiden bahsediyorum. Eğer onunla ilgili hatırladığım her şeyi anlatmaya kalksaydım sanırım bir kitap yazmam gerekirdi ; muhtemelen birkaç ciltlik. Bazen özlemiyor değilim geçmişi, birlikte gülüşlerimizi, ağlayışlarımızı. Sonuçta birlikteydik, yan yanaydık ve hem mutlu hem de hüzünlü anlarımızı paylaşacak kadar uzun bir süre geçirmiştik. Fakat şu an kimseye ona olduğum kadar yakın olamıyorum nedense, hiç kimseye anlatamıyorum bazı şeyleri. Çünkü beni anlamayacaklarını biliyorum. Beni anladığını söyleyen onca insanın anlamış numarası yaptığının farkındayım. Ama bu kesinlikle onların suçu değil, bunu da biliyorum. Siz karşınızdaki insana sizinle ilgili öğrenebileceği şeylerin sınırını çizensiniz neticede. O’nun dışında kimseye kapılarımı tam olarak açamadım ve çevremdeki insanların benimle ilgili her şeyi bildiğini düşünmeleri dahi bana çok komik geliyor bu sıralar. Her şeyi öğrenebilmeniz için benim size o izni sağlamam gerekir öncelikle. Retina taraması yapan gözlerim var belki de, göz göze geldiğimizde size içeriyi görme yetkisi çıkmıyor belki de. Bunu neden yapıyorum bilmiyorum aslında. Fakat bu konuda bildiğim tek şey, utanmadan, sıkılmadan, doğal bir şekilde yaşayabileceğim ortamı onun yanı dışında hiçbir yerde bulamamış olduğum. Sadece birkaç cümlede özetlemeyi düşünüyordum bu duygularımı. Ne kadar uzadığını yeni fark ediyorum. Yapabileceğim bir şey yok, konu sana gelince harflerin oluşturduğu cümlelerin yetersizliği son derece büyük bir sorun oluyor. Diğer büyük sorun ise senin tüm bunların farkında olmaman. Sen bir yerlerde hayatına mutlu bir şekilde devam ederken, çok değil, arada bir, en azından yılbaşında, doğum günlerimde beni bir insan olarak, dostun olarak görmediğini düşünelim, eski bir arkadaş olarak hatırlamanı beklerdim. Gerçi birbirimizden -sebepsiz yere- bu kadar uzaklaştıktan sonra bu unuttuğun 2. doğum günüm oluyor ama seninle tanıştığım günden bu yana küs olduğumuzda dahi senin doğum günlerini hiç unutmadığımı ve hep kutladığımı hatırlarsın umarım.

Üniversitede tanıştığım insanların doğum günümü unutması, hiç kutlamaması inan hiç sorun değil. Fakat sen, ne bileyim işte. Demek ki ben özel görüyormuşum seni, senin beni gördüğünden farklı olarak. Şimdiye kadar beni defalarca incitmiş olmana rağmen seni incitmemiş olmamın da hiç önemi yok değil mi ? Beni üzdüğün anları sana hatırlatmak değil yaptığım. Sadece şunu söylüyorum, bize en ufak iyiliği dokunmuş birini bile hiç unutmayız. Banka kuyruğunda işi çıktığı için sıra numarasını bana veren yaşlı amcayı ben unutmuyorsam-ki herhangi bir paylaşımımız yok- uzun bir süre boyunca en yakınların arasında gördüğünü söylediğin birini nasıl kolayca unutabiliyorsun ? Hatırla da her gün benimle ilgilen demiyorum kesinlikle. Sadece diyorum ki bahane olsun, yaz doğum günümde bir mesaj, “doğum günün kutlu olsun” de. Ben de “teşekkür ederim kutladığın ve unutmadığın için” diyeyim sana. Yılda bir kez tek bir mesajdan bahsediyorum. Şaka gibi gerçekten. Paylaşılan onca şeyi ben fazla büyütüyorum belki de. Sonuçta insanlar kendi yolunu çizdiklerinde geçmişine sünger çekmez, duvar örerler değil mi ? Bir daha konuşmak istemiyorum diyecek kadar kötü bir şey de yaşanmadıysa, bir depremin bile yıkamayacağı duvarların arkasında ne işin var ? Seninle geçirdiğimiz onca yılda ortaya çıkardığımız, temelini attığımız şeyin aramıza örülecek olan duvarlar olduğundan habersiz, sürekli çalışmışım meğer ben. Yanlış anlamanı istemem, yaşamak için ihtiyacım yok sana, ya da mutlu olmak için. Sadece şu var ki, sürekli hatırlandığını bildiğin halde, seni bu kadar hatırlayan ve soran birini hatırlaman, o kişinin mutluluğuna mutluluk katar. 

Sana ulaşmak için harcadığım çabaların tamamı karşılıksız kaldı ve bu konuda gerçekten yoruldum ben. Dostluklar zor kuruluyormuş ama yıkması ne kolay oluyormuş değil mi ? Tabi ki bazılarına göre. Seni hatırladığımda sana yazdığım mesajların, maillerin tamamını yazmadım sayabilirsin. Hoş hiçbirini yanıtlamamış olduğun için, zaten ben öyle sayıyorum. Bu yazdıklarımı okumayacağını, bu sitenin bana ait olduğunu bilen ilk kişi olmana rağmen, dönüp de “ne yazmış acaba” demeyeceğini biliyorum. Çünkü seni tanıyorum. Elbette bu üzüyor beni, fakat elimden gelen tek şey rahatlamak adına yazmak. Çabalayıp oluşturduğum şeyin görünmez bir maddeden yapıldığını fark edememişim, pardon. Çünkü adı üzerinde, ben de görememişim. Boşa kürek sallamak dedikleri bu olsa gerek. Fakat içim gerçekten çok rahat. Masa başında kurtarılmayı bekleyen bir dostluğun başında 3 yılımı geçirdim ben. Onu kurtarmak için elimden geleni yaptım. Birinin size defalarca yanıt vermemesi, sizinle konuşmak istemediğini göstermez de neyi gösterir ? Ben gerçekten anlamam gerekeni geç de olsa anladım, aptallığıma ver. Madem sen benim varlığımdan bihaber yaşamaktan mutlusun, ben de öyle olacağım. Başın sıkıştığında, sevgilinden ayrıldığında yaslanıp ağlayacağın bir omuz yok artık. Ne yazık ki ben seni fazlasıyla önemsemişim, hiç önemsenmediğimi bilmeden. Bu yazdığımı bir mucize olur da okursan sakın bir şey söyleme bana, bir şey de yazma. Çünkü ben bir şey söylemeyeceğim, bir şey yazmayacağım. Okumayacağını biliyorum ama benim suçum değil bu elbette. 

Sana başarılar hayatında, hep mutlu olursun umarım. Kızgınım, fakat her zaman iyiliğini istediğimi biliyorsun. Hayatımda kendisine tek kelime etmeyeceğim 2. kişi olacaksın. Diğeri de zaten seninle ilgili bir olaydan dolayı ilişkiyi kestiğim şerefsizin biriydi. Neyse, konu seninle ilgili olunca yine yazdım da yazdım. Niye bu aptallığı yapıp, sanki okuyacakmışsın gibi bu kadar yazdığımı bilmiyorum. Fakat pişman değilim, rahatladım en azından. Ne zaman bir yerlerde bahsin geçse, birisi seni bana sorsa ” iyi, haberleşiyoruz” demeyi de bırakacağım. Her neyse, sözü fazlasıyla uzattım ve artık bir veda yapmanın vakti geldi de geçiyor. İster duygusal de, ister başka bir şey. İnsanın canı yanınca her şekilde yazabiliyormuş meğer. 

Öncelikle bunu isteyen ben değildim, bu yolu sen seçtin, bu senin oyunun ve ben de oynuyorum. Oynadığımız saklambaçta sadece ben mi ebe olacağım hayatım boyunca sence ? Sen saklanmaktan yorulmasan da, ben seni aramaktan yoruldum. Mızıkçı diyecek olursan, hiç çekinme ve söyle. Çünkü ben artık oynamıyorum ve artık yokum.

Sana gelecek doğum günlerinin hepsi için “nice mutlu yaşlara” demek istiyorum son kez. Unutmayı sevmesem de, unutulmanın verdiği fazlaca üzüntüyle unutmayı da öğrendim nihayet.

“Nice mutlu yaşlara”

                                                       Eski bir dost