deu olarak etiketli yazılar

Bakış Açısı

İnsanlara ve dünyaya aynı şekilde yaklaşmadığımızı gördükçe farklı birer insan olduğumuzu anlıyorum tümüyle. Bu sayede benim de bakış açım bir öncekine göre değişime uğruyor, daha da farklılaşıyorum zamanla kısacası. Farklılaştıkça eskileri sorgulamaya, eski davranışları değerlendirmeye geliyor sıra. Böylece doğruya ulaşma yolunda sarf ettiğim çaba yerini buluyor ve farklılıktan, çok seslilikten, kalabalıktan da bir şeyler kazanıyorum ve çizdiğim yol üzerinde yürümeye devam ediyorum birikimlerimle.

Genişlemiş bir bakış açısı ile görebileceğiniz şeylerin derinliği de değişiyor. Yalnızca yeni şeyleri fark etmiyorsunuz bakış açınızı genişlettiğinizde, beraberinde derinlik kavramı da katıyorsunuz yüzeysel bir şekilde baktığınız bir şeye. Bu da değerlendirmelerinizi yaparken sizi bir adım önde kılıyor eski halinize göre. Çevrenizdeki diğer insanların olaylara yaklaşımları, dünyaya bakış açıları ile  beslenmiş bir zihin süzgeci oluşturuyorsunuz zamanla ve yaşam kalitenizi artırıyorsunuz farkında olmadan. Bunu  uzaktaki biri edasıyla yazmıyorum, aksine bu olayın tam içerisinde biri olarak döküyorum kağıda gerçekten.

Kimi zaman bizi mutlu etmeyecek sonuçlar doğurabiliyor farklı bakış açıları kazanmak. Mesela daha önce farkına varmadığımız, hatta aklımızın ucundan geçiremeyeceğimiz şeyleri artık “yaşıyoruz” bilincinde olduğumuz saniyeden itibaren. Fakat bu bizim için olumsuz bir şey değil, hatta bize hayatın öbür yüzünü de arada gösterdiği için iyi ve olumlu dakikalarımızın kıymetini daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor. Eğer bu boyutundan bakmayı öğrenebilirsek hayata, her şey daha farklı oluyor zaman geçtikçe. Aranızda şu an burayı okuyan fakat daha önce bu boyuttan değerlendirme yapmamış olanlar varsa şu dakika itibariyle bahsettiğim bakış açısını edindi ve gerektiğinde kullanabilecek potansiyeli var. Yani ben üzerime düşeni yaptım ve amacıma ulaştım, bakış açımı tanıttım.

Başlangıç noktası ve hedefi belli bir yol üzerinde alternatif seçimlere öncülük edebilecek bir davranışta bulunduğum için bu davranışın insanlar üzerinde bırakacağı etkiyi de düşündüm devamında. Bu sayede insanların yorumlarını ve değerlendirmelerini düşünürken onların bakış açılarına da sahip olacağım geldi aklıma ve bir heyecan kapladı bile içimi ! İşte bu yaklaşım da benim bakış açımın bir sonucu ve bu sayede mutlu olabiliyorum ben. Ayrıca şunu da söyleme gereği duyuyorum, göremeyeceğimiz, hissedemeyeceğimiz, farkına varamayacağımız bakış açıları, düşünce tarzları, değerlendirme şekilleri her gün karşımıza çıkıyor mutlaka. Fakat bir bakış açısını dahi fark edebileceğimiz “bakış açısı” edinebiliyoruz zamanla. Bir oyuna benzetebiliriz bu yönden aslında ; bazı şeyler var yapmamız gereken ve onları yapmadan bir sonraki seviyenin yeteneklerini kullanamıyoruz. Böyle düşünelim ve farklı bakış açıları edinebilmek için, farklı bakmayı mutlaka öğrenelim.

Bence mutluluğun sırrı burada !

OzaN

Uykusuz

İyi ya da kötü bir şekilde geçip gidiyor günler. Geceye uzatmaları oynattığımız da  oluyor, elektrikleri erken kesip tüm şehri erkenden uyuttuğumuz da.  Ne şekilde olursa olsun sonunda uykuya kavuşuyoruz. Belki her seferinde istediğimiz rüyaları göremiyoruz, hatta hiçbirini görmediğimiz de oluyor, iyi ya da kötü, fakat yeteri kadar uyuduğumuzda ertesi günü mutlu geçirebiliyoruz.

Hep merak etmişimdir, gününü kendine ve çevresindekilere zehir eden insanların uykusuz olup olmadığını. Fakat sorduğumda benim de günümü zehir edeceklerini düşündüğümden yanıtsız kalmasını tercih ettim. Biyolojik olarak uykusuzluğun nelere sebep olduğunu anlatmaya gerek yok ; hepimiz biliyoruz nasılsa. Fakat ruhsal olarak belki de farkında olmadığımız birçok şey var ve hepimizde farklılık gösteriyor. Kimilerimiz uykusuz kaldığında daha uyumlu oluyor, gün içerisinde her bulduğu koltukta uyuduğu için hiçbir şeye muhalefet olmuyor, mutlu mutlu geçiniyoruz. Kimilerimiz de uykusuzluğunun acısını çevresindekilerden çıkarıyor ve onların da uykusuz kalmasına neden oluyor. İşte bu durum gerçekleştiği anda uykusuzluk ortak bir sorun haline geliyor ve arkadaş çevremizde herkesi etkilemesi olağanlaşıyor. 

İyisi mi bu tarz bir şeylere sebebiyet vermemek için uykusuz kalmayalım. Sonuçta söylediklerimiz ya da yaptıklarımızdan başka insanlar da etkilenebiliyor. Aslında daha çok şey yazacaktım bu konuda ama kusura bakmayın, kısa kesmek zorundayım. Biraz uykusuzum da.

OzaN

Görünüş

Birçoğumuzun sıklıkla “ben çok önemsemiyorum” dediği şeydir bu. Elbette bahsettiğim ‘görünüş’ herhangi birimizi şekilsel anlamda betimlemek değil. Bir başkası üzerinde bıraktığımız ilk izlenim, ilk algı diyebiliriz birazdan görüş bildireceğim ve başlıkta adı geçen konuya.

Yaşadığımız sosyal çevre içerisinde kimi zaman bir bakışla, kimi zaman birkaç sözcükle, kimi zaman saatlerce sürebilecek cümleler dizisiyle bir diğer insana hislerimizi çok rahat anlatabiliriz. Bu hisler özel olmak zorunda değil elbette, bir arkadaşımızın yaptığı sıradan bir şey de anlatacağımız hislerimizin konusu olabilir. İşte o hisleri anlattığımız anda, o insanın bize görünüşünü de özetlemiş sayılırız.

Kimilerimizin çok dert ettiği bir durum farkındayım. Ya da şöyle düzeltelim : hepimizin dikkat ettiği, fakat kimilerimizin daha az dile getirdiği bir şey bu. İnsan olmanın gereklerinden biri olduğunu düşünüyorum ayrıca bu konunun ve “Ben iyi izlenim bırakıp, iyi anılmak istemiyorum” diyen birinin çıkacağını da sanmıyorum, yok değil mi öyle biri ? Hah tamam, ben de öyle düşünmüştüm.

Sizin karşınıza ne sıklıkla çıkıyorlar bilmiyorum ama bir grup insan var ki bu insanlar yalnızca görünüşe önem veriyorlar. Şöyle ki, önem verdikleri konu olan görünüş dahilinde bile olduklarından farklı görünmeye bayılıyorlar. Çünkü bu tarz davranışların onları diğer insanlardan ayrı tutacağını sanıyorlar. Fakat ne kadar aşağılık bir durum olduğunun farkına varamıyorlar bir türlü. Bazen “bilmiyorum” demeyi de bilmeli insan değil mi ? Ya da bir konuda çok iyi olduğunu diğer insanlardan önce kendisi söylüyorsa biri, şüphe edin yaptığı her şeyden derim. Genellikle bu tarz insanlar daha boş oluyor ve atasözümüzün anlamını tam olarak karşılayabilmek için deyim yerindeyse boş fıçılarını çok tıngırdatıyorlar. Bu sayede kendilerince ‘iyi izlenim’ bıraktıklarını zannediyorlar, yani bize hoş görünüyorlar. Vay be diyoruz, hatta yaptığı-yaptığını söylediği- şeylere özeniyoruz falan. Onlar da bizi etkilediklerini düşünüyorlar haliyle ve mutlu oluyorlar. Fakat eninde sonunda bazı şeyler açığa çıkıyor ve gözümüzdeki değeri birden düşüveriyor o insanların. Gelin bu insanlardan olmayın ve olduğunuz gibi kendinizi kabul ettirmeye çalışın.

Başlangıçta söylediğim “Ben çok önemsemiyorum” cümlesi benim için geçerli sayılabilir. Şöyle açıklayayım : insanlarla konuşurken, onlara bir şeyler anlatırken samimi olmaya çalışıyorum ve içimden geldiği gibi davranıyorum. Kurguladığım bir kişiyi oynamıyor ya da onlara başkasının sözlerini seslendirmiyorum. Suflörü yok benim hayatımın ve insanların oynadığı bir oyunun parçası olacaksam, kendi rolümde oynamayı tercih ederim her zaman. İnsanların algı havuzuna hissettiklerimi doğru bir şekilde anlatabildiğim şartta gerçekten insan olduğuma inanıyorum ve yanımda bulunmayı isteyecek insanların, beni olduğum gibi kabul etmesini istiyorum. Görünüşü ile zihinde uyandırdığı görüntüsü aynı olan bir insan olmaya çalışıyorum, hepsi bu.

Not : Her zaman resimdeki gibi “görünmüyorum”

OzaN

Silgi

Günün birinde, eninde sonunda hepimiz yanlış şeyler yapıyoruz. Yaptığımız yanlış şeyleri kimi zaman savunuyoruz, kimi zaman kabul ediyoruz. Eğer özür dileyip halledebileceğimiz bir şey ise özür diliyoruz, yok eğer öyle bir şey değilse içimizdeki diğer pişmanlıkların bulunduğu yere “Aramıza hoş geldin” sesleriyle girişini izliyoruz. Git gide sanallaşan dünya düzeni kapsamında düşünürsek, mesela benim şu an yazdığım denemeyi ele alalım, yapacağım herhangi bir yanlışlığı düzeltme imkanım var. Emin olun şuraya gelene kadar birçok imla hatası, birçok yazım hatası yapmışımdır ve bunlar, tek tek düzeltilmiş bir halde karşınıza çıkmıştır. Fakat kimi zaman burada bize sağlanmış olan esnekliği gerçek hayatta da arıyoruz ve haliyle bulamıyoruz. 

Geçmişe yönelik düzenlemelerin dahi yapılabileceği çeşitli sanal ortamlarda geçirilen fazla vakit sonucu, bazen ağzımızdan çıkan bir sözcüğü geldiği yere göndermek, bazense yaptığımız bir davranışın doğurduğu olumsuz sonuçları görmemek için zamanı geri sarmak istiyoruz. Kimi zaman kendimizi o kadar kaptırıyoruz ki, kimse görmeden her şeyi geri alabileceğimiz hissine kapılıyoruz. Fakat bu hissin boş bir umuttan öteye gitmediğini görmemiz çok uzun sürmüyor. Sonbaharı saniyeler sürmüş yeryüzü gibi oluyoruz, yapraklarımız dökülüyor, güneş tepemizden gidiyor ve bizi ayıltmak istercesine yağan yağmura bırakıyor yerini… Kendimize geldiğimizde bilincimizde yer etmiş son saniyeleri hatırlıyoruz ve eylemin ya da sözün doğurduğu etki boyutunda bir pişmanlık yaşayarak kaldığımız yerden devam ediyoruz hayata. Bu söylediğim şeyleri yaşamamız yaklaşık iki saniyemizi alıyor ve belki de günlerce etkisini devam ettirebilecek şeylerin meydana gelmesine neden oluyor.

Sanal ortamda değiştirebildiğimiz şeylerin varlığı yadsınamaz elbette ama gerçek hayatta değiştirebildiğimiz şeyler de kesinlikle var. Kırdığımız bir bardaktan geriye kalanları dikkatli bir şekilde toplarsak ve çöpe atarsak -manevi bir değeri olmadığı takdirde- içimizde pişmanlık hissetmeyiz. Çünkü kötü bir sonuç doğurmamıştır, yaralamamıştır bizi mesela, bu yüzden rahattır içimiz. Odamızın görünümünü değiştirmek için dolabımız ile masamızın yerini değiştirebiliriz değil mi ? Hoşumuza gitmediğinde eski yerlerine dönmelerini sağlayabiliriz. Fakat bir söz söylediğimizi düşünün, bir kimsenin bilmemesi gereken bir şeyi öğrenmesine neden olduğumuz bir söz. Dil yeteneğimiz ne düzeyde olursa olsun, bazı durumlarda yapmamız gereken tek şey, bu sözü söylememiş olmaktır. Sonradan çevirmeye çalışmak gerçekten işe yaramıyor. Er ya da geç karşımızdaki bu durumu anlıyor ve biz de pişmanlık hissi barındırıyoruz içimizde. Yapmamız gereken şey ise biraz daha dikkatli olmak bu noktada. Günlük yaşamda nefes almak ve hareket etmek dışında sanırım üçüncü sıklıkta yaptığımız “konuşmak” eylemine dikkat etmeliyiz. Özellikle konuşurken ağzımızdan çıkacak yanlış bir söz öbeği, kötü şeylere yol açabilir.

Sonuç olarak, yazmayı öğrendiğimiz ve bilincimizi tam anlamıyla kontrol edebildiğimiz çağdan itibaren hayatımızı, söylediklerimizi, davranışlarımızı bir kağıda yazdığımızı düşünün. Üstelik kurşun kalemle yazıyoruz ve yanlış yaptığımızı düşündüğümüz anda silgiye de sahibiz ve kullanma özgürlüğümüz var. Bunun rahatlığıyla hata yapıyoruz, kalemi bir kenara bırakıp silgiyi alıyoruz elimize. Kalemi bıraktığımız anda yaptığımız veya yapacağımız şeyleri bizim yerimize kim yazacak oraya ? Hayatımızı kaleme alıyoruz ve bir bölümünü pas geçiyoruz öyle mi ? Atladığımız o kısım da bizim hayatımız ve biz görevimizi yeterince yerine getiremiyoruz demek ki…  

Bir de diğer taraftan bakalım olaya. Kurşun kalemle yazdığımız bir şeyi en kaliteli silgi ile de silsek biraz izi kalacak. Aynı zamanda geriye dönüş yapamadığımız için o bölge artık boş kalacak. Ayrıca pardon ama, sildiğimiz bir metinden geriye kalan silgi tozlarını kim temizleyecek ? “Ben temizlerim” diyorsanız hemen diğer sorumu ekliyorum : “Siz sebep olduğunuz bir yanlışı temizlemeye çalışırken, hayatınızı belirleyen kalem kimin elinde olacak ?”

OzaN

Kısa Öz*28

Çevremdekiler beni anlamıyor demek her zaman için doğru olan bir kullanım değildir. Çoğu zaman biz onları anlamayız. Çünkü bizim konuştuğumuz dil onların duymaya alışık olduğu, onların kullandığı dil ise, kendilerinin konuşmaya alışık oldukları dildir.

OzaN

Yenilik

Her insanın değişikliğe, yeniliğe ihtiyacı olduğu gibi şüphesiz benim de bu saydığım şeylere ihtiyacım var. Fakat çevremdeki insanların beni her konuda yeterince anlamadığını düşünüyorum. Ya kendimi tanıtamadım tam anlamıyla onlara, ya da onlar beni hayal ettikleri gibi biliyorlar ve o doğrultuda yönlendirmeye çalışıyorlar. Biliyorum hiçbirinin içinde kötü bir niyet yok, hiçbiri kötülüğümü istemiyor ama ister istemez bazı konularda beni üzebiliyor yaptıkları. Bu doğal bir şey aslında sanırım. Yaşantımızı devam ettirirken illa ki birilerinin alanında buluyoruz kendimizi ve sözlerimizi. Paylaşmak da bu sayede olmuyor mu zaten ? Her paylaşımın olumlu etki uyandırması da mümkün olmadığına göre, biraz daha normal karşılamalıyım bu tarz şeyleri farkındayım. 

Hem yenilik demişken yalnızca bende olmuyor ki bu şey. Her yenilik, bir değişikliği de getiriyor beraberinde çoğunlukla. Hepimizin hayatının zaman içerisinde değiştiğini de düşünürsek çevremizdeki insanların bizler için ne kadar önemli olduğu konusunda çok düşünmemiz gerekmez. Onlar değiştikçe biz de değişiriz, onlar yenilendikçe biz de yenileniriz. Fakat değiştirmediğimiz ya da yenisini aramadığımız bazı şeylerin varlığı da şüphe gerektirmez. Tabi çevremizdeki insanların da bu şeylerin varlığından haberdar olması ön koşuluyla. Benim değiştirmeyi istemediğim bazı şeylerimin olduğunu kabul etmeleri gerekir ve bu konuda saygı görmek de isterim. Çünkü ben saygılıyımdır insanların yaptıklarına, söylediklerine ve düşüncelerine. Bu yüzden sorun yaşıyoruz zaten. “Sen neden bunu böyle yapıyorsun ?” demem, “Şu düşündüğün yanlış” da aynı şekilde. Ben nasıl düşünüyorsam, diğer insanların da en az benim kadar düşündüğüne inanırım çünkü. Şöyle ki, eğer siz benim yerime de düşünüp, benim düşüncelerime saygı duymuyor, bana güvenmiyorsanız, kusura bakın ya da bakmayın, benim için burada sorun vardır. Her kim olursa olsun hoşuma gitmeyen belli şeylerin varlığından haberdar ise, bu şeyleri yapmaması gerekir çevremde kalmak istiyorsa. Bu tarz eylemlerde bulunulduğu zaman, bu eylemler benim için “yeni” eylemlerdir ve bir değişimin habercisi olurlar daima. 

Benim bir yolum var ve o yol üzerinde mola vererek ilerliyorum. İster mola yerinde tanıştığım ve benimle birlikte yolculuğa devam edecek biri olursunuz, isterseniz de bir sonraki molada unutulacak biri. Zaten yapılan onca yanlış şey arasında ne kadar mantıklı karar verebileceksiniz bilmiyorum ama üzülerek söylüyorum :

“Seçme ve seçilme hakkına sahipsiniz.”

OzaN

Çocuk Olmak

Hani yaşamımızın en güzel zamanları deriz, daha sonra hep “Tekrar çocukluğumu yaşamak mümkün olsa keşke” diye hayıflanırız ya bir diğer arkadaşımıza, sanırım bilmiyoruz çocukluğun zihin sınırlarında seyrettiğini. Yaşadığımız evren kafatasımızdan ötede bulunmuyor ve rüyalarımız bile hayal ettiğimiz ya da etmediğimiz, düşündüğümüz ya da uzak durduğumuz bir yerde geçiyor, zihnimizde.

Bedensel olarak doğamız gereği büyüyoruz, sakalımız çıkıyor, vücut yapımız “olgun” insanların vücut yapılarına dönüşüyor yavaş yavaş ve bu süreç içerisinde dış görünüşümüz ne kadar değişse de, içimizde değişmeyen bir şeylerin olduğu gerçeğini yadsımamız mümkün olmuyor. Meyveleri olgunlaştı deyip de kontrol etmeden toplamaya benzer yoksa yaptıklarımız. Dış görünüşüne bakarsak tüm karpuzlar gayet olgun ve güzel de lezzeti var. Fakat eve gelip dilimlediğimizde porselen tabak renginde görmemiz kadar da normal bir şey yok. İnsanlar da bu şekildedir işte bence. Dışarıdan bakıldığında ne kadar büyümüş görünürse görünsün, hep bir küçük yanı, hep çocuk kalan bir yanı kalacaktır ölene kadar. Şu da var tabi ki, hepimizin içinde var olması, hepimizin kullandığı anlamını taşımıyor. Kimilerimiz daha sık kullanıyoruz bu çocuk ruhunu, kimilerimiz kullanmayı yanlış buluyoruz, fakat neticede içimizdeki çocuğu hiç öldürmüyoruz, öldüremiyoruz.

Geçenlerde İzmir’de bir oyuncakçıda 60 yaşlarında bir adamla karşılaştım ve çok hoşuma giden bir cümle kurdu ben oyuncak arabalara bakarken. “Çocuk olmak böyle bir şey, dış görünüşte değildir evlat, kalptedir çocuk olmak” dedi eliyle kalbini göstererek. Ardından reyonlara göz gezdirmeye devam etti bir şey söylemeden ve o giderken arkasından bakmaya devam ettim. Eline oyuncaklardan birini aldığında gülümsedi, sonra diğerini aldı ve tekrar gülümsedi. Yapmacık bir tavrı yoktu, tamamen duygularını yansıtıyordu, çok belliydi. “İşte, çocuk olmanın yaşla bir ilgisi yok” dedim içimden. Bedenlerin yaşlandığı doğru, yüzümüzün her milimetresinde oluşabilecek kırışıklıklara da söyleyeceğim bir şey yok. Fakat ilk gün aldığımız ilk nefesin ardından hiç kırışmayacak bir bedene, hiç ağlamayacak bir bebeğe, umut ettiğimiz, kaybetmenin tanımının yapılmadığı bir evrene yolculuğa başlıyoruz. Yolculuk boyunca kötü şeyler yaşıyoruz elbette rüyalarımızda. Rüyalarımızda büyümüşüz, kocaman olmuşuz, kimilerimizin sakalları çıkmış, kimilerimiz makyaj yapmaya başlamışız ve yaşayıp gidiyoruz. Önce öğrenci oluyoruz, sonra bir mesleğimiz oluyor, her gün çalışıyoruz, her gün yaşıyoruz doyasıya ve kimi zaman sorunlarla karşılaşıyoruz. Bunların tamamı rüyalarımızda gerçekleşiyor ve biz, etrafımızı bir kalp ile çevirmiş, rüyalarımızda yaşantısını paylaştığımız insanın sol yanında bir yerde dinleniyoruz. Her saniye uyumuyoruz tabi ki, ne zaman ki bir çocuk kadar özgür davranıyor yaşantısını paylaştığımız insan, ne kadar yaşlı görünse de oyunlar oynatabiliyoruz ona, işte biz de o süreçte uyanık kalıyoruz. Kimilerimiz uykuyu çok seviyoruz, kimilerimiz ise çok sık uyanıyoruz. Fakat kim ne derse desin, biz uyanık olduğumuz sürece kendimizi de, rüyalarımızda yaşantısını paylaştığımız insanı da güldürüyoruz ve onun içindeki “kendimizi” öldürmüyoruz, öldüremiyoruz. Tıpkı o amcanın gülümsediği gibi, elimize bir oyuncak almış gibi, her nefes alışımızda, aynı heyecanla biz de “gülümsüyoruz”. Çünkü biz içimizdeki çocuğu yaşatmaya çalışmıyor, içimizdeki çocuğu yaşıyoruz..

OzaN

Hasta mısın ?

Bana hastayım deme, iyileşiyorum de. Çünkü bu benim için de, senin için de en kolayı ve en güzeli olacak her zaman. Bedensel, ruhsal bir probleminin olduğunu düşünüyorsun. Evet gittiğin hastanedeki doktorlar öyle söyledi, sen artık “hastasın”. Hep bu şekilde mi kalacaksın peki ? Hep bu şekilde kalacağını düşünüyorsan sen sıradan bir hasta değilsin. Sen, “hastalık hastası” olmaya başlamışsın bile. Çok kötüdür bu ; ilacı da çok zor bulunur. Fakat sanırım doğru yerde olma gibi bir şansın var. Çünkü şu an söyleyeceklerim tam olarak sen ve senin gibiler için olacak. Bir zamanlar benim de böyle bir sorunum olmuştu, neredeyse “hastalık hastası” olacaktım. Bu süreçte bana kim yardımcı oldu peki ? Hımm sanırım 3 kişi : ben, ben ve yine ben. Bunu başarabildiğim için mutluyum, bir daha da hastanenin o bölümünden geçmeyi düşünmüyorum. Düşünsene : “Hastalık hastalıkları uzmanı bilmem kim” . Emin ol o da sana benim kadar yardımcı olacak, olmayı deneyecek.

Öncelikle, kendine sürekli “hastayım” diyeceksen ve bu hoşuna gidiyorsa lütfen seni daha güzel bir yere yönlendirecek olan “Alt+F4″ tuş dizinini kullan. Yok eğer kalacağım ve bir görüş öğrenmek istiyorum diyorsan beni iyi dinlemelisin.

Hasta olmak çoğu zaman elimizde değildir. Bu yüzden bize huzursuzluk getirir beraberinde. Grip olduğumuzda “Bugün kırgınım biraz” diyorsak eğer -ki çoğumuz deriz- vücudumuzun hastalık sebeplerine karşı “Nereden geldi bu yahu” dediğini, bilmeliyiz. Fakat bu sözü söyleyen bölgenin yönetimi bizim ellerimizde. Kim neyi nasıl düşünürse, kim neyin nasıl olduğunu iddia ederse etsin “Ben beynimi kontrol edemiyorum” şeklinde bir cümle kuruyorsa benim için önemi yoktur o kişinin. Şunu unutmamak gerekiyor : Bedenimizin her alanı TAMAMEN bizim kontrolümüz altında. Biz neyi istersek o oluyor aslında. Sadece dikkat etmiyoruz çoğu zaman buna.

Hadi biraz düşünelim, şimdiye kadar değiştirmeyi aklımızın ucundan bile geçiremeyeceğimiz şeyler zamanla değişti. Fakat kaç yılda ? Bu süreyi kısaltmak da bizim elimizde. Sık sık karşımıza çıkıyor “kanser” olmuş bir sürü kişinin “yüksek moral” sayesinde iyileştiği. Kendimizi güzel hissetmek istediğimiz sürece buna kimse engel olamaz aslında ama diğer insanları gereğinden fazla önemsersek istediklerimizi başaramayabiliriz. Normal şartlarda kendimizi mutlu hissettiğimizde tüm hücrelerimiz o olumlu enerjiye sahip olur, evet yalnızca birkaç saniyelik bir “his” yeterli olur buna. Olumlu enerjiye sahip bir vücut asla olumsuz bir kuvvete yenik düşmez. Olumsuz şeylerin buna gücü yetmez çünkü.

Ben bu yazdıklarımı çok uzakta, hiçbir şey yaşamamış biri olarak yazmıyorum. Tek bildiğim “olumlu düşünce” nin ne kadar önemli olduğu. Kurduğun cümlelere dikkat et her zaman. Hasta değilsin, iyileşiyorsun. Hasta olmuyorsun, sağlığına dikkat etmeye çalışıyorsun. Kafana takmıyorsun hiçbir şeyi, çünkü hiçbir şeyin senden kıymetli olmadığını biliyorsun. Evet ben de biliyorum, en az benim kadar sen de biliyorsun şimdi. Aklından olumsuz cümleleri attığın andan itibaren sen de artık gerçekten “iyileşiyorsun”. Nasıl bir derdin, nasıl bir sorunun olursa olsun, sen artık doğru yoldasın. Hastalıktan kurtulduğun, iyi olduğun günleri düşünüyorsun ve gözünü kapattığında artık siyah görmüyorsun. Artık beyaz bulutlar içerisinde süzülen bir uçak gibisin ve ulaşmak istediğin yer belli. Az ilerde aşağıda gösteriyor kendini. Tamamı beyaz çiçeklerle kaplı bir tarlanın ortasına, beyaz boyalı bir yol. Olumlu insanların yaşadığı bir şehre iniş yapacaksın sonra. Sana güzel şeyler anımsatacak bir yer, asla vazgeçmeyeceğin ve her gözünü kapadığında gideceğin bir yer. İçinde nasıl bir hastalık varsa, senin moralini nasıl bir hastalık bozuyorsa artık o çok uzakta. Sen artık “iyileşme” sürecinde bir insansın. Çünkü kendini biliyor ve tanıyorsun, hem de en iyi şekilde. Kendini nasıl kontrol edebileceğini şu an bilmiyorsun belki fakat bulacaksın. Çözümü bende değil sende o işin. Ben yalnızca fikir vermekle yükümlüyüm burada. 

Gözlerini açmaktan çok, kapamayı öğrenmen gerek bu dönemde. Uzun süreli kapamaya ihtiyacın yok olumlu düşünmek ve seni rahatsız eden her şeyi, herkesi yenmek için. Her göz kırpışında mutlu olduğunu düşün. Nasılsa sen artık siyah görmüyorsun gözlerini kapattığında. Kendini mutlu etmenin yolunu bulmaya çalışıyorsun zamanla ve hasta değilsin sen, iyileşiyorsun..

OzaN

Kalbim

Kıpırtılarını hissedebilmek için kulağımı göğsüme yaklaştırmama gerek kalmıyor çoğu zaman kalbimin. Hissettiğim şeyler, düşündüklerim, hayal ettiklerim, gözlemlerim, konuştuklarım, hatta sesim bile titretmeyi başarıyor onu. Ağzımdan çıkan her sözcük, zihnimden geçen her fikir kalbimin vizesini almak zorunda kalıyor. Bu yüzden duygusal yaklaşmadığım olay çok az. Yalnızca kalbimden geçirmeye değer görmediğim şeyleri beynim ile değerlendiriyorum. “Diğerlerinde düşünmüyorum” anlamı çıkmıyor elbette bu söylediğimden. Daha önce bahsetmiştim, beynim istediği kararı alsın, vize çıkmadığı takdirde bu kararın eyleme dönüşmesi mümkün değil.

Hayatım boyunca kendimde değiştiremediğim nadir şeylerden biridir kalbim. Can çıkmadan huy çıkmaz, yedisinde ne isem yetmişinde o olurum tarzında ifadeler bana göre değil. İnsan olarak yaşamayı biliyorsak, değişebileceğimize inanmak gerek. Tabi olumlu şeyler kalsın mümkünse. Kimin ne dediğinin önemi yok benim için bu konuda, kalbimi kendime göre doğru yolda görüyorsam değişmek gibi bir düşünceyi aklıma sokamaz kimse. O yüzden içim rahat. Değişimi kalbim tabanlı yapmayı seviyorum ve bunun faydalı oluşuna inanıyorum. Bu yüzden beynimden çok kalbimi önemserim. Duygularımı ön planda kullanmayı da severim. Ben böyleyim ve bu şekilde kalacağım. Kusura bakmayın, önerilerinizi dikkate alırım fakat hepsinin zihnimde yer tutmasına izin veremem. Ben versem de kalbim vermez. Öyle kolay mı vize almak ? Eğer duygulardan bahsediyorsanız ayrı, kırmızı pasaportu var onların. Çünkü ulaşmak istedikleri yerde daha fazlası var.

Bana bir şey sormaktan korkmayın. Benimle konuşmaktan da. Emin olun birçok sorunuza, söylediğinize tahmin ettiğinizden farklı cevap vereceğim. Çünkü duygularım var arada, çünkü beni ben yapan her şey duygularımda. Duygularımın evi kalbim, düşünceleri duygulara yollayan zihnim. Hepsi de benim ve ne zaman dokunmayı istesem, zaten kalbimde olur ellerim.

OzaN

Unutulmak için unutmak

Zihnimden koca bir kafile göç etti uzaklara ben uyurken. Hepsi de çok önce gelmişlerdi, onlara iyi davranmıştım bir süre, hep ilgilenmiştim kendileriyle. Şimdilik neden gittiklerini bilmiyorum. Bana göstermek istedikleri bir şeyin olması ihtimalini barındırmak istiyorum aklımda, yapılan eylemin sonucunun beni düşünerek yapıldığını da.

Unuttuğum onca şey bıraktığı izlerini de alıp gitti uyandığımda. Sanırım fikri olmayan bir şeyin cisminin varlığına da gerek yoktu, böyle düşünmüşlerdi giderken. Unuttuğumu sandığım birçok şeyi hatırlamama sebep oldu gidişleri, fakat adlarını hatırlayamadım. Bir boşluk oluştu zihnimde yavaş yavaş ama hangi kiracının çıktığından haberdar olamadım. Çünkü unutmuştum, çünkü artık o şeyleri bana hatırlatacak hiçbir şey yoktu zihnimde. Hem o şeyler de neydi öyle ? Bunu bile bilmiyorum..

Günlük yaşantımızın da büyük bir parçası bu başlıkta yazıldığı gibi “Unutulmak için unutmak” kapsamında. Eğer bir şeyi ya da bir kimseyi unutmak istiyorsak, unutulacağımızı bilmeliyiz. Tersi durumda, unutulmak istiyorsak ; unutmakla başlamalıyız. Çünkü tek taraflı zihnimizden çıkardığımız bir şeyin diğer tarafı aklımızı kurcalayabilir. Bizim hiç aklımıza gelmeyen bir arkadaşımız olsun. Senin ve benim, evet. Arkadaşını sen unutmuşsundur, bir olay olmuştur ve bir daha hatırlamak istemiyorsundur. Fakat o arkadaşın seni henüz unutmamıştır ve arada bir seni aklına getirmektedir. Bu durumda onun atacağı bir mesaj, bırakacağı bir çağrı, herhangi bir yerden yazacağı ufak bir yazı senin onu hatırlamana yeterli olacaktır değil mi ? Bir de beni düşün, adımı duyduğu zaman “O kimdi ya ?” tarzında bir cevap veriyor diye varsayalım. O beni unutmuş doğru mu ? Ben onu zaten hatırlamıyorum, ne yapmış olduk şimdi ? Birbirimizin zihninde en ufak bir yere dahi sahip değiliz artık. O beni aramaz, ben onu aramam. Çünkü numaralarımız yoktur birbirimizde. O beni anlamaz, ben onu anlamam. Çünkü ortak konuşabileceğimiz bir şey yoktur neredeyse. Biz artık farklı insanlarız tamamen ve ne o beni hatırlar, ne de ben onu.

Gerçek anlamda “unuttum” diyebilmek için, unutulmak da mutlaka gereklidir bana göre. Siz istediğiniz kadar unuttum deyin, unuttuğunuzu sandığınız kişi size bir şekilde haber yolladığında hatırladığınızı göreceksiniz. Ya kendinizi unutturacaksınız , ya da kendinizi unutturacaksınız. Ha bir de başka bir şey daha var, hatırlamak istemiyorsanız, unutulmak istiyorsanız ; “Kendinizi unutturacaksınız..”

OzaN

Fikir

Ay’ın diğer yüzünü görebiliyorum bugün. Sanıldığı kadar uzak olmadığını fark ediyorum sonra. Her şey gibi, o da güzelce gülümsüyor bana ve gittikçe yakınlaşıyor. Düşündüğüm şeyler her zaman yapıyor bunu. Önce zihnimde beliriyor bir şeyler, ardından o şeye daha fazla yakınlaşıyorum ve onu hiç yanımdan ayırmayacağım, fakat özgür bırakacağım bir yere koyuyorum : Zihnime. Eskiden birkaç fikir kümesi oluşmuştu, artık kendisi var. Ve bana bu kadar yakınlaşan hiçbir düşünceyi de eli boş göndermiyorum. Özgürler, istedikleri an zihnimden gidebilirler. Fakat öyle bir zaman gelir ki, tekrar yanıma gelirler. Gidecekleri zaman da, benden bir şeyler katmış bir şekilde gönderirim onları. Benim bir fotokopi makinem var. Bana bir sürü kağıt gelir her gün, her dakika. O kağıtların hiçbirini boş göndermem. Üzerine eklerim bende olanları, fakat onlara en ufak bir zarardan kaçınırım. Köşesini bile kıvıramam o kağıtların ben. Ardından da ekleme yaptığım kağıdı insanlara sunarım, binlercesini, bir defada. Benim makineye başka sahip olanlar aynı işlemi tekrarlayıp bana geri dönerler. Kağıtlarım dünyanın her köşesinden aldığım düşüncelerimdir. Makinem ise zihnim. her aldığım düşünceye, kendimi de eklerim. Yaşadığım şu hayat içerisinde, düşüncem birikimim, zihnim fikrimdir benim.

OzaN

 

Kendimiz

“Kendimize yapılmasını istemediğimiz bir şeyi, bir başkasına yapmak” söylemini sık sık kullanırız aslında. Herkese açık birçok mekanda yazılanlar da aynı yöndedir :  ”Nasıl bulmak istiyorsanız, öyle bırakın.”

Dünya üzerinde yaşadığımız sürece, bizim için sağlanmış olan çevreyi, bizden sonrakilere de aktarmakla yükümlüyüz. Bizden öncekiler bize çok mu kötü bir dünya bıraktı ? Çok mu kötü şartlardayız ? O şekilde bıraktığımızda övünmemeliyiz. Eğer elimizden geliyorsa, bizden sonraki nesiller için de en güzel sonuçları ortaya çıkaracak eylemlerde bulunmalıyız. Bizden önceki nesil yaşadığımız alandaki ağaçlarımızı kestiyse, biz de kalanları kesmemeli, aksine yenilerini dikmeliyiz. Bunlar zaten hepimiz tarafından bilinen şeyler aslına bakacak olursanız, fakat arada bir çevremde gördüklerimden ötürü , bir hatırlatma isteği doğuveriyor içimde. Yaşamak demek, elimizden geldiğince dünya nimetlerini sömürüp, sadece kendimizi düşünmek demek değildir. Sosyal paylaşım yaptığımız toplum içerisinde, mümkün olduğunca herkese faydalı işlerle adımızın anılmasını sağlamalıyız. İmkanımız varsa alanımızı da genişletip, dünya çapında örnek insanlar arasına girmeliyiz. Bu tarz “yaptırım talebi” şeklinde konuşmalarım sizi rahatsız ediyor olabilir. Bu yazdıklarımın burada bulunmasının sebebi, “Ben başardım, artık size kalmış her şey” demek değildir. Ben de hatırlıyorum bunları bu sayede, benim de yapmam gereken onca şey var bu konuda. Gelin, çok geç olmadan şu bencilliğimizi bir yana bırakalım, gelin, arada bir yazdığım sosyal içerikli yazılara “-gülerek- amaan !” demek yerine kulak verin. Daha güzel ve daha iyi şartlarda yaşanılabilir bir dünya için, her şey kendimizde, her şey ellerimizde diyorum.

OzaN

Geçmiş

İnsan geçmişini sırtında bir yük gibi taşımamalı. Geçmiş, geçmişte kaldığı için geçmiştir ve gitmiştir. Her şey olmuş ve bitmiştir. Geçmişe dair ne konuşulsa da boş olacaktır ve zaman kaybından öte bir yer işgal edemeyecektir hayatımızda. Hangimiz konuşmuyoruz ki geçmişle ilgili ? Neler kazandırdı bize ?

Geçmiş elbette çok şey kazandırır bize ama onu konuşmak değil, yaşamaktır bize katkı sağlayan tarafı. Geçmişten edindiğimiz tecrübeleri zihnimizde harmanlayıp, geleceğimiz için, yaşamak istediğimiz yer için yol inşa ederiz ve o yolda ilerleriz. En ufak aldığımız ders, belki de bir dönüm noktası oluşturur hayatımız için ve devamında geleceğini düşündüğümüz, henüz yaşanmadığından kaynaklı puslu, hafif karanlık, belli belirsiz, rüya tadında bir yaşam vardır ve tüm belirsizlikleri kaldırabiliriz tecrübelerimizle bu gelecekte. Örneklemek gerekirse, kötü bir anımızı, gördüğümüz bir kabusu, hatta kabus havasında yaşanmışlıkları gözümüzün önüne getirmekle yetinmeyip, paylaşmayı, anlatmayı, dillendirmeyi ve onları yaşatmayı denersek eğer, bize hatırlattığı şeylerin kötülüğü sebebiyle, şu an belki canımızı sıkacak bir şey olmamasına rağmen bizi huzursuz ve mutsuz eder. Değiştiremeyeceğimizi bile bile anlatırız. Gökteki güneşi taşla vurup düşürmek kadar gerçektir geçmişi değiştirmek. Yağan yağmur tanelerinin hepsini aynı anda yakalamak kadar gerçek. Su yerine benzin içmeye benzer , içimizi zaten yakan bir şeyi söndürecek su yerine, körükleyecek benzini. Kısacası bizde her şekilde zarara neden olur.

Geçmişten çok sık bahsedilmediğini düşünelim bir de. En azından kötü iz bırakanların belki. Bu şartlarda bir kaybımızın olmayacağı şüphe gerektirmez. İzinden gidebileceğimiz tecrübelerimiz var nasılsa, iyi ya da kötü. Zaten sahibiz buna, ne gerek var kötüleri sakladığımız sandıktan çıkarmaya ? Hep söylediğim gibi değiştiremeyeceğimizi bildiğimiz bir şeyle boşu boşuna zaman kaybetmek nedendir ? Aklımıza getirmezsek, sırtımızdan yükümüzü atmış, hafiflemiş hissederiz kendimizi. Hiç kimse ya da hiçbir şey saklandığı yerden çıkıp da aklımızı bulandıracak kadar etkiye sahip olmamalı. Hatırlayarak beslememeliyiz o aç kötüleri, kötülükleri.

Kimi insanlar “geçmişleriyle yaşarlar”, ne günleri vardır, ne de gelecekleri. Değiştiremeyecekleri bir dünyada dolanır dururlar ve onların yörüngesi de düşünceleri kadar küçük bir çapa sahiptir istemeseler de.

Kimileri ise “geçmişlerini aşarlar” ve geçmişten öğrendikleri sayesinde, tıpkı bir oyun gibi, kendi yollarını, kendi şehirlerini, kendilerini baştan yaratıp değiştirebilirler. Değişim güzeldir, gerçekten doğru şey algılanıyorsa. Geçmişi değiştirmeye çalışmak da, yalnızca bir uğraş olarak kalır, hem de boşu boşuna.

OzaN

 

İnanıyorum

Penceremi açtım karanlığı göreceğimi bile bile, her zamanki gibi gökyüzündeydi gözlerim… Bir süre sonra görmeye başladım ışıkları dağılmış yıldızları ve hep aynı hisler, aynı düşünceler uyandı hayallerimde… İnanmak geldi içimden geleceğe, inanarak yaşamak geldi düşüncelerimin bulunduğu duygularımın denizine… En son ne zamandı bilmiyorum bu hisse bu kadar yaklaştığım ama bu sefer tam ortasındayım sanırım, ya da çok yakınında… Hep böyle olmaz mı zaten ? Ellerimizi uzatırız istediğimiz şeye doğru ve tam yakalayacağımız anda şüpheye kapılırız , “gerçekten o kadar yakın mıyım ? ” diye sorgularız tekrar. Daha önceki  yaşantımızdaki hayal kırıklıklarımızdan mıdır, ulaşamadıklarımızdan mıdır bilinmez ama böyledir işte.

Daha öncekilerden farklı bu kez, eminim ve değişecek yaşantım çok yakında. Yalnızca düşüncelerim değil beni bu yöne götüren. Duygularımla, hislerimle, hayallerimle, geleceğimle birlikte istiyorum bu kez. Bu yüzden farklı diğerlerinden. Hayatımda daha önce değiştirdiğim ne kadar şey varsa, onlar dahil her şey göz açıp kapayıncaya kadar , bir sonraki nefesimde değişecek.

Artık ne çevremde koşuşturan insanlar, ne de onların görüntüleri var zihnimde. Sadece davranışlar, yani odaklanılması gereken, eyleme geçirilmiş düşünceler. Eğer çevremizdekileri bu şekilde değerlendirirsek sanırım daha objektif bir davranış sergilemiş olacağız. Ses tonlarını bilsem de, harflerini duyacağım yalnızca, ya da onların bir araya gelmiş hallerini, sözcükleri…

Bu sayede ayırt edebileceğim gerçekten kimin “dostça”  kimin “düşmanca” tavırlar sergilediğini… Gözlerine baktığımda, konuşmasını incelediğimde sanırım daha da yakından tanıyacağım insanları. Daha önce yapmıyor muydum peki ? Elbette yapıyordum, fakat inanmak şart. Eğer diyebiliyorsam ki “Bu kişiden bana zarar gelmez” , ya da “Uzak durmak lazım” diye, daha önce de inanmışım demektir, nadir de olsa…

İnsanları daha iyi çözümleyebileceğimi, bu sayede daha iyi tanıyabileceğimi düşünüyorum bu ara. Yavaş yavaş inanmaya da başlıyorum. İnanmanın bana getireceği kazançlara inanmasaydım eğer, inanarak yaşamaya dair tüm inancımı kaybetmiş olurdum. Şimdi başlıyorum ve sadece inanıyorum…

OzaN

Sınavlar

Öğrenciliğimizin önemli bölümlerinden olan bu sınav dönemi süresince çok fazla yazı yazamıyoruz ister istemez, anlayışınıza teşekkür ederiz, şu vizeler bir geçsin tekrar buradayız :)

Pattadanak

Hoş geldin 2011 !

Koskoca bir yılı daha geride bırakıyoruz yavaş yavaş sanırım. :) Geçirdiğimiz diğer yıllarda olduğu gibi, anlık düşünüldüğünde “nasıl geçtiğini anlayamadım” diyebileceğimiz, fakat şöyle bir geçmişe bakıldığında yakın belleğimiz içerisindeki neredeyse her şeyin son yıl içerisinde gerçekleştiğini görebileceğimiz bir dönem. Bu nedenden dolayıdır ki her yıl yeni bir hayat gibidir aynı zamanda. Çünkü bir sonraki yıla girerken acı tatlı yaşadığımız onca şeyi bırakmak isteriz. Elbette daha iyilerini daha güzellerini yaşama temennileriyle.


Yeni bir hayata benzeyen yeni yılımız ;

Güzel bir haber bekler gibi,

Aydınlıklara umut eder gibi,

Karanlıklardan uzak, bol gülücüklü, heyecanlı , yeni günleri, yeni yılları yaşama ümidi içerisinde, hepimiz için en iyi şekliyle karşımıza çıkar umarım :) Nice mutlu senelere…

*** Yılbaşı organizasyonlarında kendinize dikkat edin, her şey ölçülü güzeldir ;) ***


OzaN

Gülmekten Bahsediyorsan Ağlamışsındır

Bir dünya düşünelim hadi birlikte. Tüm insanların mutlu bir şekilde yaşadığı, kimsenin üzülmediği, gözyaşlarının olmadığı…

Kim gelirse gelsin gözünüzün önüne, hepsi gülüyor, hüzün adına herhangi bir şey yok yüzlerde ve hislerde. Böyle bir dünyada insanların gülümsemelerinin değeri kalır mıydı sizce ? Bana sorarsanız hayır. Kendinizi mutlu, huzur içinde hissettiğiniz anlar çok sıradan size göre. Çünkü sürekli bu şekildesiniz ve tüm insanlar da size eşlik ediyor. Bu şartlar altında duyguların değeri de bir şekilde azalmakta bana göre.


Bir de içerisinde tüm duyguların ve tüm durumların bulunduğu bir dünya düşünelim. İnsanların yeri geldiğinde hüzünlendiği, hatta ağladığı, çoğunlukla güldüğü, gülmeye çalıştığı bir dünya. Bu tarz bir dünya düşüncesine yer verirken bile, “gülmeye çalışmak” eylemi yer almakta. Bu da gülmenin güzel bir şey olduğu sonucuna çıkarabilir bizi. Fakat bir önceki dünyamızda gülmeye çalışmaya gerek yoktu, gülmek sıradan ve değersizdi. Hep mutluyduk kendi düşüncemize göre, ama neye göre mutlu ? Gülümsemenin sıradanlaştırıldığı bir dünya içerisinde “mutlu” sözcüğünü kullanabilir miyiz ? Zaten bütün insanlar mutlu ; insana yeni bir isim,sıfat  koymaya gerek kalmazdı ve kavramsal olarak bizi karmaşaya sürükleyecek bir durum ortaya çıkmış olurdu. Neyse ki öyle değil. :) Bizler yaşantımız içerisinde her şeyi yeri geldiğinde yaşamaya alışmış insanlar olarak, şanslıyız aslına bakılırsa. Belki hep gülmek isteyen insanlar çıkıp diyebilirler “Ne zararı var hep gülmenin? ” diye. Saygıyla karşılar ve şunu söylerim onlara yalnızca ;

Ağlamadan gülmenin,

somurtmadan gülümsemenin,

mutsuz olmadan mutluluğun,

gürültü olmadan huzurun

değeri anlaşılamaz ve içerisinde yaşadığımız düzen içerisinde eğer “mutlu insan” diyebiliyorsak, “mutsuz” olanını bir yerde görmüş ya da o duyguyu bizzat tatmışızdır. Gülümsemeleri gördüğümüzde içimiz kıpır kıpır oluyorsa, ağlamanın ne demek olduğunu biliyoruz demektir.

Ayırt edebilmek için yaşayıp tecrübe etmeliyiz hayat boyunca,

Peki anlaşılabilir mi aradaki fark acı ile tatlı yan yana olmayınca ?


OzaN

Umut-Hayal

Umut ne güzel şeydir eğer ulaşılabilecekse umut edilenlere…

Oluşturulmayı bekleyen cümleler olduğu gibi, yaşanılması arzu edilen o kadar çok şey vardır ki her insanın hayallerinde…

Umut etmek yalnızca hayallerle sınırlı kalmaz elbette, aslında geleceği düşünmektir . Hem de benzerini değil, kendisini. Gerçekleştirebileceğimiz ve gerçekleşmesine gerçekten inandığımız şeyler geleceğimizdir bizim. Çünkü inandığımız ve kendimizi alıştırdığımız her şeye ulaşabiliriz. Diğer tüm olaylarda olduğu gibi burada da bize bağlı tamamı. İnsan olarak bizler hayal kurar, hayallerimizi umutlarla somutlaştırır, isteklerimizle gerçeklik katarsak düşündüklerimizin gelecekte gerçekleşmesi kadar olağan ne olabilir ki ? Tüm bunlar olurken elbette istediklerimiz ölçülü olmalı. Zaten eğer ölçülü bir hayat yaşıyorsak umutlarımızın hayallerimizden ayırt edildiği yerler ölçülü olan kısımları değil midir ?

Yaşantımız içerisinde kimi zaman uçsuz bucaksız hayallere dalarız. Eğer hayallerimiz geçmişimizden esinlenip geleceğe gidecek olan bir yolun kaldırım taşları gibiyse sorun yok. Peki ya değilse ? İşte sorun burada başlıyor bence. Hayallerimizin sınırını düzgün çizemezsek isteklerimizin gerçekleşmesi için en zor evreyi en uzun süre yaşarız ki bu sabretmektir. Bir şeyi isteriz ve gerçekleşmesi için bekleriz. Bu hep böyledir. Eğer hayalimiz ya da umut ettiklerimiz eninde sonunda bize ulaşamayacak kadar uç noktadaysa bekleme evremiz uzun sürecek ve istediklerimizi elde edememenin verdiği bir mutsuzluk hakim olacak zihnimizde. İşte bu noktada önemli olan ölçülü hayaller, ölçülü umutlardır. Biz ne kadar ölçülü davranırsak bu konuda, o kadar kısa sürede yanıt alırız ve belki de bir diğer hayalimizle, bir diğer umut ettiğimiz şeyle daha çabuk tanışıp, daha da mutlu oluruz. Ne umut etmekten çekinmeliyiz, ne de hayal kurmaktan. Bunlar yaşantımıza merak unsuru katan şeylerdir, deyim yerindeyse tadı tuzudur hayatın. Yaşamaya da devam o halde, hayal kurmaya da , umut etmeye de…

OzaN

Ağlıyorum

Hep gülerdik değil mi dünyaya biz ? Hep olumlu bakardık her şeye. İnandırdılar bizi bunlara, inandırdılar kötüler bizi yalanlarına… Sonra gittiler bir kere bile bakmadan arkalarına… Mevsimini yitirmiş yıl, yalnızlığında yıllanmış şarap gibi, oyuncağı elinden alınmış bir çocuk gibi ağlıyorum bugün.. Evet gülmüyorum, ağlıyorum. Alışkanlıkların ötesinde belki, usul rüzgarların fısıldadığı bir şaka gibi.. Özlenen bir şarkı, sevgiliye yazılmış bir mektup gibi hıçkırıyorum masumca ve haykırırcasına göklere… Batmak üzere olan güneşin son ışıltıları yer buluyor şakaklarımda ve gözlerimden süzülüyor bir damla yaş daha…

Bugün yalnızca kendime değil, geceleri sessizleşen, hayat oyununun sahnesi olan karanlık sokaklara da ağlıyorum… Onları da bana benzetiyorum kimi zaman, uçsuz bucaksız yollarımızın sonunu kimsenin bilmeyişinden mi, yaşayacaklarımızı, üstümüzden geçenleri seçemeyişimizden mi bilmiyorum. Ama benziyoruz işte.

Durgunum bu ara. Gülmek gelmiyor içimden, mutlu olamıyorum tam anlamıyla. Yalnızlığın kötü yanı değil midir bu onca insan arasında ? Herkes biraz yanındadır aslında, bunu söylerler her zaman çünkü. Ama hiçbiri tam olarak olamaz yanında asla, beklenti de bu yönde değildir zaten.

Duygularımla yüklenmiş gözyaşlarım bekler hep gözlerimde, ta ki onları taşıracak yeni bir damla gelene kadar.. O damla uzun süredir gelmezken bu ara içimde çin işkencesini andırır şekilde duyuyorum her damlanın kendine özel sesini… Özgündür onlar, bıraktığı acılar kadar toktur kimisinin sesi, kimisi ise cümle sonuna koyulmuş bir nokta kadar küçük ve sessiz geçer içimden, tıpkı şu an yanaklarımdan süzülen ve kendini boşluğa bırakmak için sabırsızlanan tek damla gözyaşı gibi. Sessizce süzülür o da karanlık güneşimin önünde bir sakinlik içinde, nereye gideceğini bilmeyen, rüzgara muhtaç bulutlar gibi…

Hani dedim ya bazı gözyaşlarım sessizdir, küçüktür, cümle sonundaki noktalara benzerler diye ; işte onlarlasüsledim her cümlemi, daha doğrusu her cümlemin sonunu… En çok merak ettiğim de, üç tanesinin yan yana geldiğinde ifade ettiği devamlılık hissi ve tam anlamıyla ne zaman sona erecekleri…

OzaN

Öylesine

Kalemi buraya yazı yazmak için kullanmayalı çok oldu farkındayım. Tamamı derslerden kaynaklı desem eminim pek inandırıcı olmayacak. ;) Düşündüm de sanırım yazmak bir tutku, fakat sürekli olursa. Yazdıkça yazası gelir insanın derler ya, evet bu çok doğru, eğer bir süre ara verdiyseniz ve bu süreyi eğer yazacağınız şeylere ayırmamışsanız, yani yazmak ile ilgili şeyler aklınıza gelmediyse arayı soğuttuğunuzdan dolayı tekrar yazmaya başlamak zor oluyor. Demiştim ya tutku diye, şimdi elime de geçti kalem, artık susmak bilmem :) 16 gün geçmiş en son yazdığım şeyden bu yana ama özlemedim değil yazmayı. Fırsat olmadı desem yeridir.

Zaman uzun olsa da hayata dair çok şeyin değiştiğini söyleyemem, her şey aynı neredeyse. Sabahları saat yedi olur olmaz başlıyor her günün macerası. Her günün kendine özel yaşanacak şeylerinin olmasından kaynaklı, neredeyse her yazımda yer verdiğim yaşama sevinci duygusu yine burada da olacak. Kendime dair merak edip de çözümünü bulamadığım nadir şeylerden bu : yaşamaya olan isteğim. Fikir yürütmek gerekirse, meraktan olsa gerek, ama farklı bir merak. Yani her yerde her şeyde ne var ne olmuş ne bitmiş değil merak ettiğim. Bana ait olan şeylerde, öncelikle benim hayatımda gerçekleşecek yeni şeylere olan bir merak bu. Zaten eğer bu merak ve istek olmasaydı her sabah gülümseyemezdim gözlerimi ilk açtığımda, her yeni güne daha fazla gülümseme inancıyla başlayamazdım kesinlikle. Benim bu düşünceyle yaşamam elbette diğer insanları da etkiliyor, bunu fark ediyorum zaman zaman. Eğer çevrenizdeki insanlar sizin olduğunuz sohbetlere katılmak istiyor ve katıldığında mutlu olarak ayrılıyorsa, bu sizi daha da mutlu ediyor inanın bana. Söylediklerim farklı anlamlar uyandırmasın akıllarda, kendini övüyor, hoş sohbetim demek istiyor v.b bir düşünceye sahip olmayın lütfen, kişilere takılmamak gerekiyor bu noktada. Verdiğim yalnızca bir örnekti ve eğer sizin de çevrenizde yaşama sevincini her saniye hissedebilen insanlar varsa siz de bunu hissetmeye başlarsınız zamanla ve belki de bir gün siz de yazacaksınız benim gibi yaşama sevincim diğer insanları da mutlu ediyor diye böyle bir ortamda…

OzaN

Kısa-Öz*6

Ateş miydi sadece son gördüğüm karanlıklar içinde ? Yoksa tüm ateşler içinde en karanlığı mıydı gözlerime ilişen onca şey içerisinde ? Unutulmamalı ki hayatın parlak anları daha fazla , tabi kötüler kadar hatırlanmasalar da…

OzaN

Kısa-Öz*5

Bugün kimilerimiz için son, kimilerimiz için ilk gün, kimileri ise ilk ve son arasında bir yerlerde, o halde yaşamayı bilmeli bugün sonmuş gibi, yeni bir şeyler öğrenmeli ilk gün gibi, yaşama sevinci doldurmalı hiç bitmeyecek gibi !

OzaN

Günün Sözü*18


Gökyüzünün en karanlık vaktinde , ben yine oturuyorum pencere önünde…
Ne zaman otursam buraya, bir martı havalanır kalbimden göklere…
O her kanat çırpışında bulutlar oynar yerinden,
Bazen ağır ağır, bazense kaçarcasına, hızını kesmeden ve bakmadan arkalarına…
En çok neye üzülürüm biliyor musunuz ?
Yine bir gece vakti, yüreğimdeki son martıyı yolladım karanlıklara,
Erzak olarak almadı yanına hiçbir şey gözyaşlarımdan başka,
Onları ait oldukları yere götürecekti çünkü,
Yalnızca onu bekleyen, sessiz, sakin ama karanlık bulutlara…
Ve o bulutlar dönüştürecekti gözyaşlarımı yağmurlara,
Yağıp da düşsünler diye topraklara,
Yağıp da içimi aşındırmış onca şey gibi, gömülsünler diye karanlıklara…
İşte ben bu yüzden her yağmurda pencere önünde otururum,
Bulutların hareketini seyreder, diğer insanların da arınmak için kanatlandırdıkları martıları izlerim…
Peki neden mi son martıyı yolladım bulutlara ?
Çünkü öncekiler ulaştırdılar sıkıntılarımı çoktan topraklara,
Son martıya, son gözyaşımı hediye ettim,
Elbette o son sıkıntım olmayacak bu dünyada,
Ama kararmakta ısrarlı karanlığa inat,
Kanat çırpmalı artık yeni umutlara ! …

OzaN

Tıbbi Araştırmalar*2

Şimdiki konular ise Enzimler ve Translasyon ;

Enzimler

Translasyon

Derleyen : OzaN

Tıbbi Araştırmalar*1

Arkadaşlar anasayfa düzeni içerisinde çok fazla yer tutmaması açısından çıkardığım notları link olarak burada veriyorum, zaten sağ üst tarafta Tıbbi Araştırmalar sekmesinde de mevcut fakat yine de buraya da yazmak istedim. Özellikle Dokuz Eylül Üniversitesi’nde Tıp okuyan arkadaşlarıma daha faydalı olacağını düşündüğüm notlar :

Tromboz

Homosistein ve Homosistinüri

Derleyen : OzaN

Dizelerin Sesi*4

Yine bir ses geliyor derinlerden,

Ummadığım anda çıkıverdi sessizlikten,

Ümitsizliklerin umutlara perde olduğu bu günlerde,

Eminim kurtarır beni bu düşüncelerden…


Tanıyamaz benden başkası o sesi,

Çünkü ayıramam onunla nefesi,

Çoğu zaman farkedemesem de,

Hep içimdedir ve yalnız bırakmaz beni…


Ses demek az olur ona,

Çırpınır içimde, ulaşmak için beyazlara,

Sonsuza dek benimle atacaksın,

Başkaları yıkıp gitse de, kırılsan da…


Üzülmenin yok sana faydası,

Seni kıranların hep kendi hatası,

Kim ne derse desin yıkılmaz bir yerdeyim,

Geçmişe hediyem, gülücüklerle dolu bir gözyaşı…


OzaN

Günün Sözü*16

Her bir dalga denize vurduğunda biter sessizce, her bir gün biter sıradaki yavaş yavaş geldikçe, her bir çiçek solar bazı şeyleri eksik hissederse içinde, ama bazı duygular vardır, asla bitmez duyguyu hisseden yaşadığı sürece… İşte öyle bir kişi ol ki bu duygunun sahibi sensin demeye gerek kalmasın, kolayca anlaşılabilsin baktığında gözlerime… Dalgalar söner, günler biter, hayat geçer ama sen sönme, sen bitme ve sen geçme… Hep kal benimle, kalbimin derinliklerinde, kimsenin sahip olamayacağı bir yerde…

Eninde sonunda gel, ne zaman olduğu önemli değil, eğer gerçekten geleceksen, bakacaksan gözlerime, kim olduğunu bilmesem de , razıyım bekletmene…

OzaN

***Bir hatırlatma daha yapmak zorunda hissettim kendimi, Günün Sözü, Dizelerin Sesi, İlginç Bilgiler, Kısa-Öz kategorileri altında yazılmış tüm yazılar bana(OzaN) aittir, yalnızca ilginç bilgilerin “bilgi” kısmı başkaları tarafından araştırılıp bulunmuş ve bizlere aktarılmıştır. Aksi belirtilmediği sürece paylaşımlarımızda alıntı yapılmamaktadır, okuyucularımızın dikkatine… ***


Dizelerin Sesi*3

Gözyaşları

İçimdeki hüzün mü sebep oldu bu yağmurlara ?

Yoksa dayanamadı mı bulutlar dünyanın acılarına ?

Ya da hepsinin dışında mutluluk için mi duyguları ?

Sevinçten dökülüyorsa güzeldir gözyaşları…


Ertelenmez mutluluğun gülüyorsa yüzün,

Kalmamalı içinde en ufak bir hüzün,

Her zaman doğaldır insanların ağlamaları,

Ama sevinçten dökülüyorsa güzeldir gözyaşları…


Gözyaşları duru bir yağmur gibidir,

Bunu yalnızca dökenler bilir.

Unutturur yaşama dair  tüm kötü anıları,

Ve sevinçten dökülüyorsa güzeldir gözyaşları…


Gözyaşlarınızın yalnızca gülümsemelerinize eşlik etmesi dileklerimle…

OzaN

Hatırlamak

Hep merak etmişimdir aslında bu sözcük nereden geliyor diye, hatırı sayılır bir şeyin var olduğunun bilincinde olmak mıdır acaba, yoksa kendi başına bu şekliyle kabullendiğimiz onca terim gibi bu da sosyal bir terim midir ? Uzunca bir cümlenin sonunda merhaba demek istiyorum yeni yazımda tekrar size, aslında biz hep buradayız bir yere gitmiyoruz ama hatırlayan ve değerli yorumlarını ve ilgisini sitemizden eksik etmeyen siz okuyucularımızı da yeni bir yazımızı okurken görmekten mutluluk duyuyoruz ve hatırlandığımızın bize verdiği farkındalık duygusu bizi daha da fazla yazmaya itiyor :) Herneyse çok laf kalabalığı yaptım bu sefer ve yazımın sonunda hatırlanması gereken bu değil elbette :)

Hep hatırlamak hatırlamak dedim ama varmak istediğim bir yer tabiki tüm yazılarımdaki gibi burada da var. :) Öncelikle neden hatırlamak  ve hatırlanmak ? Biz insanlar neden bazı şeyleri hatırlarız ve hatırlanmayı isteriz diye siz de düşündünüz mü bilmiyorum ama eğer düşünmediyseniz de bu yazımla birlikte belki sizin düşünceleriniz için bir fikir teşkil edebilecek bir şeyler söyleyeceğime inanıyorum.

Bazı şeyleri hatırlarız ve bu hatırlanan şeylerin aklımızda kalmasına etken bir şeyler olması gerekir mutlaka. Peki bu ne demektir ? Hemen açıklıyorum, bizim için yalnızca yararlı görülen şeylerin hatırlandığı düşünülürse, aklımızdaki onca şeyi silip atmış oluyoruz tek cümlede.Çünkü beynimiz ilginç görülen ve önemli olanların dışında önemsizleri de tutuyor ama elbette bir süre. Aslında çoğu zaman bir işle ilgilenirken etraftaki diğer olayların bizden bağımsız gerçekleştiğini, yani herhangi bir şekilde onlarla bağlantımızın olmadığını düşünüyoruz ama yapılan araştırmalar yalnızca tek bir olayı duymadığımızı, çoğunlukla çevremizde konuşulan ve ilgimizi çeken farklı şeyleri de aynı anda duyabildiğimizi ya da baktığımız, daha doğrusu odaklandığımız cisimle yetinmeyip, çevresini de görüyoruz. Fakat aklımızdaki konu, iş, davranış her neyse onunla ilgileniyoruz ve arka planda gerçekleşen diğer işler geçici bir süre depo ediliyor ve eğer kullanmamız gerekirse bir şekilde onu hatırlıyoruz. Ama bu süre içerisinde bu konuyla ilgili bir şey gerekmez ve biz bunu kullanma ihtiyacı hissetmezsek, bu geçici bellek siliniyor ve yalnızca hatırlamak istediklerimizi, yani üzerinde uğraştığımız ve bizim ilgimizi diğerlerine göre daha fazla çekmiş obje ya da olayları hatırlıyoruz. Yazı anlamında düşünüldüğünde renkli yazılar siyah beyaz yazılara göre daha kolay hatırlanırken, yaşanmış olaylarda eğer bizim ya da diğer kişilerin duygularıyla ilgili bir temas yaşanmışsa, duygular ön plana çıkmışsa, hatırlanması daha kolay oluyor.

Hatırlanmak da insanların bireysel çabalarından biri olup, yapılmış bir olayın, söylenilmiş bir sözün diğer insanlarda değer gördüğünü düşünmemizi sağlar ve bu da bizi mutlu eder. Elbette sadece iyi bir şey olmayabilir hatırlanılan olay ya da söz, fakat ne şekilde olursa olsun zihnimizce değerli görülmüş bir şey olmak zorunda.

Söylemek istediklerim daha fazla fakat yazımı uzatmak, uzattıkça da sizleri sıkmak istemiyorum, hatırlamak ve hatırlanmak güzeldir deyip bitiriyorum yazımı :)

OzaN

Kısa-Öz*4

Denizlerin yüzeyinde sanarız biz dalgaları, oysa derinlere kadar vardır uzantıları… Görülen dışındakileri algılamak zordur bizler için tabiki, tıpkı kara-kalem yapılmış bir resimdeki renkleri hissedemediğimiz gibi… Gördüklerimizin aksine hissetiklerimizdir daha önemlisi.

OzaN