ozan lüle olarak etiketli yazılar

Kış

Dostluklarını yalnızca kış geldiğinde hatırlayan ne çok insan var çevremizde değil mi ? Bana sorarsanız bizi en çok üzen ve üzecek olanlar da onlar. Çünkü dost olduklarını hatırlamak için mevsimlerin birer birer akıp gitmesini seyrederler sokakta top oynarken topunu kucaklayıp “top benim oynatmıyorum” diyen bir çocuğun arkadaşlarının dağılmasını izlemesini taklit edercesine. Ta ki kış gelene kadar.

Kışı diğer mevsimlerden daha fazla severler, hatta kendileri hep bu mevsimde yaşarlar diğer insanların aksine. Kış deyince akıllarına gelen tek şey sürekli yapıp bozdukları kardan adamlardır. Benim aklıma gelen ise sadece soğuk. Belki de bu yüzden sevmiyorum bu tarz insanları. Çünkü onlar ve yaptıkları her şey soğuk geliyor bana ve bende bıraktıkları tek iz ise geçici bir soğukluk oluyor. Onlar benimle konuşmaya geldiklerinde, onları dinlerken bir yandan bir kardan adam yaparlar aramızdaki dostluğu göstermek için. Kardan adam bittiğinde gerçekten yanımda olma sebebini-isteğini- belirtir ve çeker gider sonra. İşi düştüğünden yanımda olduğunu fark ederim hemen ardından. Önce yaptığı kardan adama bakarım, sonra nereye yaptığına. Yanıma geldiğinde getirdiği ve değiştirdiği mevsimin etkisiyle yaptığı dev kardan adam, onun gidişinin ardından benim mevsimim olan yazın sıcağında çoktan erimeye başlamıştır dönüp baktığımda. Güneşin alnına yapılmış bir kardan adamın ne olmasını beklersiniz ki ? Yanınıza geldiğinde dostunuz gibi görünen bu oyuncudan nasıl bir eser beklenebilir ki ? Onun oynadığı oyunda sahne falan yok, dünyayı sahne edinmiş, kendisi gibileri de oyuncu kadrosuna almış, aralarından bir tanesini de yönetmen yapmış oynuyorlar soğuk günlerde ve soğuk bir şekilde. Bastıkları her yere izlerini bırakıyorlar buz tutmuş bedenlerinden düşen küçük parçacıklarla. Eğer denk gelip de o parçalardan herhangi birine basmazsanız buzda kaymaz ve hayatınıza olduğu gibi devam edersiniz. Fakat eğer denk gelirseniz emin olun bu ilk düşüşünüz olmayacaktır. Çünkü onun gittiği yolda ilk adımınızı atmış ve sonraki adımlarınızda da onu takip edecek gibi duruyorsunuz buradan bakınca. Ha diyorsanız ben o yola girmem, ilk adımımı yanlış yere attım ama düzelebilirim, o yoldan çıkabilirim, amenna.

Benim yaşadığım ve yaşayacağım mevsim, bir yere gideceğimde yanımda götüreceğim mevsim şimdiye kadar yaz oldu ve öyle olacak gibi duruyor. Bıraktığım eser donabilir, fakat hava tekrar ısındığında şeklini bozmaksızın karşınıza yine çıkar. Bu yüzden soğuk insanları ve size kışı getiren insanları barındırmayın çevrenizde bana sorarsanız. Yok eğer diyorsanız ben de soğuk bir insanım, donmuş vaziyette yürüyorum, düşünüyorum, konuşuyorum ve hayal ediyorum, saygı duyarım. Fakat “içinizi ısıtmak” diye bir şeyin olduğunu da aklınızdan çıkarmayın. Üstelik hiç merak etmeyin, en soğuk kış günlerinde dahi öğlen saatlerinde eriyorsunuz güneşin etkisiyle. Siz çıkarlarınızın peşinden dostluklar kurdukça bir taraftan yok oluyor yaptığınız her şey. Sıcak insanlar geriye baktığında bir sürü eser görebiliyor, kurduğu dostluklara bakıp gülümseyebiliyor ama, eğer yüzme bilmiyorsanız işiniz zor olacak bana sorarsanız. Çünkü şey… sizin o soğuk dünyanız biraz erimiş de.

Ozan

 

Geçmiş

Hangimiz atabiliriz ki geçmişi hayatımızdan ?

       Sanıyorum hiçbirimiz. Geçmiş öyle canlı bir şeydir çünkü, nasıl olduğunu anlayamadığınız bir şekilde tüm “dünleriniz” bugün için geçmiştir. Bazılarımız vardır, çıkar övüne övüne “Ben geçmişimi unuttum, unutabiliyorum” der. Biz de gıpta ile bakarız kendisine, saygı duyarız aslında. Fakat o kişinin de kendisine itiraf etmekte zorlandığı bir geçmişi, kendisine yaşadıklarını anımsatacak ufak tefek de olsa izleri vardır. O izleri takip etmemiş olsa bugüne ulaşamayacağını söylemeyin ona, bırakın mutlu olsun. Belki geçmişi çok güzel şeylerle doludur da o yüzden unutabilmiştir, öyle sanmıştır.

         Yakın zamanda gerçekleşmiş olsa da, olayların tamamı “geçmiş” sözcüğünün geniş anlamlar barındıran dünyasında bir yere sahiptir. Yaşadığımız her gün, yarın için geçmiştir. Her bir saatin, kendisini kovalayan sonrakine göre geçmiş olduğu gibi. Bu şartlar altında, biz yaşadığımız sürece dünyanın evrendeki seyri gibi düzen içerisinde devam eden ve biriken bir geçmişimizin varlığını kimse reddedemez sanırım.

         Önemli olan geçmişi unutabilmek değil elbette. Sonuçta yarın unutayım diye yaşamıyorum ki bugünü! Eğer öyle olsaydı şu an içinde bulunduğum zamanı güzel geçirmek için bir sebebim olmazdı benim. Zaten geçmiş de öyle bir sözcük ki, yalnızca kötü anıların geçmişte yer aldığını düşünürüz biz insanlar. Bu düşünce ile yaklaştığımızdandır ki, geçmişini unutmak bir yetenekmiş gibi, saygı duyulması gereken bir şeymiş gibi davranırız. Kimse kusura bakmasın da, hep yarınları düşüneceksin de, bugünü neden yaşıyorsun diye sorarlar adama. İyi ya da kötü bir geçmişe sahip olmak her zaman bizim elimizde değil tabi, kabul ediyorum. Fakat geçmişini unutmak, evden çıkıp çarşıya gitmişken dönüş yolunu unutmaya benzer. Ha derseniz ben unutmuyorum da rafa kaldırıyorum, amenna. Geçmişinizi bir gün çıkarabileceğiniz bir yere koymakta sakınca görmüyorum. Zira ben de öyle yapıyorum. Geçmişin kötü hatıralarını hatırlamamayı seçiyorum ; onları unutmaya çalışmayı, unutamayacağımı bile bile unutmuş numarası yapmayı değil. Bu yüzden de kendimi güzel hissedebiliyorum. Geçmişin bana karanlıklar arasından gün ışığına çıkarmaya çalıştığı kötü şeyleri görmüyorum. Bir yerlerde anımsadığım anda beni mutsuz edeceğini bildiğim şeyler var, farkındayım. Fakat ne ben o yeri biliyorum, ne de o yerden çıkan şeyi tanıyabiliyorum. Zihnimde farklı bir boyutta, farklı bir biçime bürünmüş duruyorlar çünkü. Onları kapladığım kutunun tozunu siliyorum arada bir raftan alıp, ardından içini açmadan yerine koyuyorum. Kendimi bu sayede rahatlatabiliyor ve geleceğe daha umutla yaklaşabiliyorum. Sizi bilmiyorum ama, ben yaşamayı gerçekten çok seviyorum.

Ozan

Yanılıyoruz

Dünya aslında ne sizin, ne de benim etrafımda dönüyor…

Hepimiz, yaşadığımız süre içerisinde her şeyin bizimle ilişkili olduğunu, iyi ya da kötü olayların yalnızca bizim başımıza geldiğini, hatta belki de bazen koskoca dünyada yalnız olduğumuzu düşünüyoruz. Bu sebeple de davranışlarımızı şekillendirecek olan akıl süzgecimizi yanımıza almayı unutuyoruz. Nasılsa dünya sadece bizim, bir tek biz söz hakkına sahibiz burada. Yaptıklarımızı da düşünecek, bunları anlamlandıracak kimse olmadığına göre-bizim dışımızda- her şey yolunda. Biz mutluysak evren de mutludur, yani olmalı diye düşünüyoruz ve aslında çok feci yanılıyoruz.

Kurduğumuz cümleleri, başkası hakkında sahip olduğumuz düşüncelerimizi  ya da tavırlarımızı, sanki o kişi de öyle davranacakmış, öyle düşünüyormuş gibi aktarıyoruz başkalarına. İşte biz yanlışa burada başlıyoruz bana sorarsanız. Çünkü kendimize o kadar fazla güveniyoruz ve biz o kadar değerliyiz ki, başkalarının görüşü ya da davranışı bizi ilgilendirmiyor. En mükemmelin kendimiz olduğuna inanıyoruz ve buna inandığımız sürece de kendi düşüncelerimizin yolunda tasarılar oluşturuyor, tasarı dünyamızın içerisine yerleştireceğimiz figüranları dilediğimizce rollere atıp, kendi kahramanlık öykümüzü yazıyoruz. Öykümüzün yeri ve zamanı yok. Zira biz neyi dilersek o zaman gerçekleşecek, nerede istersek orada kullanacağız figüranları. Fakat unuttuğumuz şey, bir başkasının da benzer hikayeyi bizi figüran, kendini kahraman olarak düşünüp oluşturduğu. Hikayelerimizin çakıştığı noktada ne oluyor ? Göz göre göre kaza yapmış iki şoför gibi aracımızdan inip diğerine bakıyoruz. Bir gün bu kazayı yapacağımızı, o kişiyle karşılaşacağımızı biliyoruz. Fakat hem yönetmen hem de başrol oynamak o kadar hoşumuza gidiyor ki, bu riski göze alıp yolumuza devam ediyoruz. Sonunda elimize geçen ne ? Koskoca bir sıfır. Bir birey olarak güzel bir şekilde yaşama umudumuzu anlıyorum elbette. Fakat ne yaşadığımız şehirde, ne de yaşadığımız ülkede yalnız değiliz. Bu yüzden çevremizdeki insanlara karşı belirlediğimiz davranışlarımızı, takındığımız tavırları, hatta zihnimizden geçen düşünceleri belirlerken ve uygulamaya koyarken kendimizden başka herhangi bir canlıyı da düşünmemiz gerekliliğini aklımıza getirmeliyiz. Çünkü ancak bu şekilde hepimizi mutlu edecek şeyler ortaya koyabiliriz. 

Aynı öyküyü konu alan bir kitabın içerisinde, hepimizin kahraman olabildiği, bir diğerine zarar vermediği güzel bir sayfada isimlerimizin yan yana geçebilmesi dileklerimle…

Dünya birimizin etrafında değil, hepimiz için dönüyor.

Ozan

Bugün

İnsan olumlu veya olumsuz olarak nitelendirilebilecek bir şekilde her gün değişiyor. Dün hissettiğini bugün hissedemiyorsan eğer, sorun senin dengesizliğin değildir yalnızca. Çünkü bu hayat içerisinde başımıza gelen her şey, birden fazla etkene bağlı olarak gelişiyor. Eğer eskiden çok samimi olan iki kişi artık eskisi kadar samimi olamayacaksa, bu ne yalnızca birinin sorunudur, ne de yalnızca birinin suçu. Hatta belki o iki kişinin dışındaki bir kişi ya da olayın tetiklediği bir durum. Fakat en fazla etkilenecek iki kişinin kim olduğunu söylemeye gerek yok sanırım.

Kimilerimiz yaşadığımız sürece hatalar yapıyoruz ve bunları nasıl telafi edeceğimizi biliyoruz. Kimilerimiz ise hatalarımızın farkındayız ama telafi yöntemlerini bilmiyoruz. Bu iki grubun herhangi birindeyseniz çok bir kaybınız yok bence. Birinci gruptaysanız zaten sizden yana kimsenin sorunu yoktur. İkinci gruptaysanız zaman içerisinde telafi yöntemlerini öğrenebilir, bu sayede birinci gruba dahil olabilirsiniz. Fakat bu iki kategorinin dışında, üçüncü bir grup olan hatalar yapan ve bu hataların farkında olmayanlardansanız, işiniz çok zor. İnsanlar kalkıp da size hatalarınızı konuşmaya gelmez. Çünkü size hata yaptığınızı söylese, bak böyle böyle oldu dese de anlamazsınız. Zira size göre yanlış değildir yaptığınız, size göre sıkıntı yoktur söylediğiniz sözlerde. Karşınızdaki insandan kuru bir özür dilersiniz böyle durumlarda, her şeyin geçtiğini, herkesin eski haline döndüğünü sanırsınız. Benden duymuş olmayın ama, yanılırsınız. Ders alır mısınız peki ? Hiç sanmıyorum. Benim çok yakından görme fırsatı bulduğum bir iç dünyası var çünkü böyle insanların. Dünyayı kendileri yaratmıştır, eğer herhangi bir işle uğraşıyorsa ve o işte çok iyi olduğunu düşünüyorsa-sanıyorsa- sizin fikirlerinizin hiçbir önemi yoktur. Sizi dinlerler, fikirlerinizin bitmesini beklerler, ardından başka bir konuyla ilgili kendi fikirlerini sıralarlar. Çünkü her şeyin en iyisini hep o insanlar bilirler(!). 

Kendinizi kötü hissetmeniz için sebepler ardı ardına sıralanır bu insanlar çevrenizde olduğu takdirde. İstediğiniz kadar pozitif olun, istediğiniz kadar alttan alın sonuç gerçekten değişmiyor. Yaşadıkları sürece diğer insanlara söyleyecekleri, onları eleştirecekleri konular hep vardır çünkü. Bir yere kadar dayanabiliyorsunuz bu tarz düşüncelere. Fakat damlaya damlaya göl olur mantığıyla sizin de içinizde periyodik olarak biriken şeyler bazı zamanlarda ortaya çıkıveriyor siz istemeseniz de. Ne yapacağınızı bilmiyorsunuz, alışkanlıklarınızı değiştirmeye çalışıyorsunuz, yine olmuyor. Çünkü bu sadece sizinle ilgili bir durum değil, yalnızca sizi ilgilendirmiyor yaşananlar. Fakat demiştim ya karşı taraf hatalarının farkında olmayabiliyor, konuşmanız da işe yaramıyor diye, işte bu durumlarda benim aklıma tek bir çözüm geliyor. Olumsuz yönde değiştiğini düşündüğünüz insana karşı hislerinizi koruyamayacaksanız, samimiyetinizi kurduğunuz gibi bozmalı, onun, iki tarafında da hayat olan bir köprünün karşı tarafına geçmesini bekledikten sonra köprünün iplerini kesmelisiniz. Çünkü sizin kendinizi dengesiz olarak nitelemenize neden olacak kişi, birlikte yürümeye çalıştığınız köprünün dengesini çoktan bozan kişi olmuştur. 

Ozan

Günün Sözü*36

Bugünümüzü berbat etmesine izin verdiğimiz insanların, yarın hayatımızda hiçbir öneminin olmayacağını hiçbirimiz söyleyemeyiz. Bugünümüzü çalıp, kendi hayalindeki yarının temelini atan insanlara seyirci kaldığımız sürece, onların bunu nasıl yaptığına şahit olmaktan başka bir şey yapmayacağız. Kim bilir, belki biz de bir gün bir başkasının bugününü, sırf bizim yarınımız için çalarız. Çalmaz mıyız ?

Ozan

Gerçekten

Senaryosu zamana ait olan, sınırlarını sizin çizdiğiniz, yönetmeni olduğunuz hayatınızın başrolünde hep aynı karakteri mi canlandırıyorsunuz ? Her gününüzü bir diğerinden farklı bir şekilde yaşıyorsunuz ve evinize gelip sıcak yatağınıza kendinizi attığınızda tasarı dünyanızın kahramanı ortaya çıkıyor değil mi ? Kendinizi farklı hissediyorsunuz, gün içerisinde nefes aldığınız bedenden kopmuş gibi, yeni biri olmuş, kendinizi bulmuş gibi.. Yine oyunu fazla kaçırdınız sanırım. Biraz daha fazla kendiniz olmayı deneseydiniz eğer, bu hisse hiçbir akşam kapılmayacaktınız. Çünkü zaten size ait olan bir hayatın en samimi kahramanı olarak aynada kendinizi görecektiniz. Fark ettiyseniz “en iyi” demedim, “en samimi” dedim. Bunun ne anlama geldiğini eminim siz de biliyorsunuz. Fakat samimi olduğunuz sürece aynı zamanda iyi olarak anılacağınızı, nihayetinde kendinizi öyle hissedeceğinizi hatırlatmak isterim yine de.

Günlerinizi geçirirken farklı kimliklere bürünüp, istemediğiniz şeyleri yaptığınız oluyor değil mi ? Peki hangisinde kendinizi rahat hissediyorsunuz ? Yastığınıza başınızı koyduğunuzda hatırladığınız, gün içerisinde diğer insanları üzmüş olanı mı, yoksa gözlerinizi kapadığınızda içinizi serinleten, gözleriniz kapalı olduğu halde enerjisi ile aydınlık bir ortam yaratmış olan içinizdeki çocuğun kahramanını mı ? Aslına bakarsanız ben hangisi olduğunuzu merak etmiyorum, bilmiyorum da. Tek bildiğim, gün içerisinde benim karşıma çıkmış haliniz ve bu halinizin bana yaşattıkları. Gerçekte ne olduğunuzu önemsemeyeli çok oldu cidden, tahmin edebileceğinizden daha fazla. Belli bir yerden sonra insan yaşadıklarının sebebini aramıyor artık ve sadece yaşıyor. Bu yüzden kendini mutlu hissedebiliyor ve yaşam enerjisiyle dolabiliyor. Herkesin her yaptığını neden yaptığını, hangi ruh haliyle bunu yapmış olabileceğini, neden rol yaptığını, yalandan gülüşünün sebebini, artık gözlerime neden bakmadığını düşünmüyorum uzun süredir. Çünkü bu şeylerin tamamının farkında olacaksın, fakat düşünmeyeceksin güzel yaşamak istiyorsan. Yaşamınızın size verdiği rolü üstlenin yalnızca, o rol için her şeyi yapın. Yeter ki o rol, gerçekten sizin için doğru olan olsun. Zaten siz samimi olduğun sürece doğru rolün ne olduğunu aramanıza gerek kalmayacak. Yastığınıza başınızı koyduğunuzda da, gözlerinizi kapadığınızda da aynı kişi olacaksınız.

Siz samimi olduğunuz sürece, diğer insanlar da size karşı samimi olacaklar emin olun. Yönetmen olmanız, bir diğer yönetmenin tasarladığı alana girme hakkını size vermez. Çünkü sizin setinizin bittiği yerde bir başkasının seti başlıyor ve sizin için önemsiz olan bir aşk filminin durgun havası sırasında, bir diğerinin heyecan dolu senaryosunda kahraman olabilirsiniz. İşte o an, kendi alanınızı terk ettiğiniz için, istemediğiniz şeyler yapabilir ve bunun doğal bir sonucu olarak istemediğiniz sonuçlarla karşılaşabilirsiniz. Siz, benim filmimde, başrolü ve yönetmenliği bana ait olan filmde, karanlığı aydınlatabilecek olan içinizdeki çocuğun kahramanı olabilir misiniz ? Konuk oyuncu olarak girdiğiniz ve kurallarını bilmediğiniz bir filmin seyrini değiştirebileceğinize inanıyor musunuz, gerçekten ?

Ozan

Kısa Öz*30

Yalanlarının arkasına saklanmaktan bahsediyorsan ve hatta saklanabiliyorsan, büyük yalanlar söylemişsindir.

OzaN

Umut etmek

Karanlıkta kaldığını hissettiğin anda bir ışık için gökyüzüne bakmaktır, hastaların şifa bulacağını düşünmesi, bir kedinin yemek bulma niyetiyle çöp tenekesine girmesidir. Hatta arama motoruna yazdığın şey ile ilgili bir sonuç bulunamayınca sayfayı yenilemektir umut etmek. Çoğu zaman masum duygularla yapılan bir şey, bir his, bir duygulanma biçimidir. Bu duygulanma biçimini besleyecek şeyler de çok uzakta değildir. Yaşadıklarımızın bizlere gösterdiği sonuçlar, gelecekten bir ışık, kötülükleri ve karanlıkları aydınlatabilecek küçük bir ışık kaynağı… Küçük kızının saçlarını tararken annesinin beslediği temiz duyguların ruhu beslediği gibi besler umut etmek de insan ruhunu. Bu yüzden umut etmek nefes almak kadar değerli ve gereklidir işte !

Umudunu kaybetmiş bir insanın gökyüzüne bakmaya ihtiyacı yoktur. Çünkü bir şeylere inanmaktır umut etmek. Müziğin doğasına kendini bırakmış bir piyanistin kendinden geçmiş ruh halidir umut etmek. Yağmurda ıslanacağını bile bile şemsiyesini almayan insandaki yağmurun dinmesi isteğidir, yanından hızla geçen ambulansın içindeki insanın iyi olması için “geçmiş olsun” diye içinden geçirmektir umut etmek. Bir ressamın hayallerine fırçayı ilk dokunduruşudur, oluşturacağı eserin bitmiş halini gözlerini kapadığında görmesidir, bir yazarın anlaşılma kaygısının soyutlaştırılmış iç dünyasına bıraktığı izdir umut etmek. 

Yaşamaya çalışmaktır umut etmek,

Yaşama isteğidir,

Yaşamı iyi anlamaktır,

Yarını görebilmek, 

Yaşamayı sevmek,

Kısacası yaşamaktır umut etmek.

OzaN

Günün Sözü*34

Sessizlik de bir konuşma şeklidir. Her bir harfi oluşturmak belli bir zaman gerektirir. Kimi zaman cümle o kadar uzundur ki, yıllarca bir cümlenin oluşmasını beklersin.

OzaN

Yanlış

O kadar yalnış şey çıkıyor ki karşımıza, doğruları nerede arayacağımızı bulamıyoruz zaman geçtikçe. Az önce yazdığım “yanlış” sözcüğünü de buna dahil edebiliriz. Kimileriniz bunu direkt fark ettiniz ve “hahahah bak salağa” bile dediniz, biliyorum. Kimileriniz ise fark etmeden devam ettiniz, ta ki diğer cümleye kadar. O cümlede yapılmış bir yazım hatasını fark etmiş ya da etmemiş olmanız aslına bakılırsa hiç de sorun oluşturmuyor. Çünkü burada herhangi bir sınav ortamında değiliz, ya da çok yüksek konsantrasyon ile takip etmenizi gerektirecek bir tavır takınmanız gerekmiyor.

Benim yanlışlarla ilgili fark ettiğim ve doğru olduğuna inandığım şeyler var. Doğruların her zaman yanlışların içinde olduğu ile başladım onlara inanmaya. Daha sonra ise yanlışların neden yanlış olduğunu anlatacak bir zihin ile benimsedim şimdiye kadar duyduklarımı. Sonra ilk yanlışımı yaptım, doğrusunu öğrendim. Ardından doğruları yapmaya başladım, yanlışları değerlendirdim bu sayede yapmadıklarıma bakarak. Onların neden olabileceği şeyleri düşünüp, “bir daha aynı durumla karşılaşsam, yine doğrusunu yaparım” dedim zaman içerisinde.

Her şey gibi yanlışlar ve doğrular da aynı eksende mesken edinmiş ve aynı çizgiyi çevreleyen bir pamuk şeker şeklinde karşımıza çıkıyor. Ne taraftan baktığımızın da önemi var, nasıl gördüğümüzün de. Yorgun bir kafayla yanlış görmek çok zordur mesela. Rahatlamak isterken dikkat ettiğimiz şey, uğraşımızın bize verdiği huzurdur. İçerisindeki yanlışları önemsemeyiz çoğu zaman. Yazımın başında yer alan yazım yanlışını da bazılarınızın fark edemeyişinden bunu iyi bir şekilde anlayabiliyoruz. Motivasyonu yüksek tuttuğumuz sürece yaptığımız işlerde doğruya ulaşma olasılığımızı güçlendiririz. Kimi zaman motivasyonumuz yüksektir, fakat yaptığımız eyleme karşı değil, aklımızda yer eden ve sayıları içinde bulunduğumuz dönemle yakından ilişkili olan diğer düşüncelerimize karşıdır. O eylemleri gerçekleştirmek istediğimiz andan itibaren doğru yolu çizeriz ve o yolda ilerlemeye başlarız, yanlış yollara sapmamıza engel olur çünkü adına motivasyon dediğimiz, sınırlarını çizemediğimiz ‘içimizdeki güç’.

İçimizdeki gücü kullanabildiğimiz ölçüde doğrulara giden yolların taşlarını ‘doğru’ döşeyebiliriz ve yanlış yolları oluşturmamış oluruz. Çünkü yanlış dizdiğimiz taşlarla doğru bir yol asla oluşturamayız. Yanlışlar doğruları her zaman götürür, doğrular ise olası yanlışların neler olduğunu bize gösterir. Hep ‘doğru’ olduğuna inandığınız yollarda kalmanız dileklerimle.

OzaN

İyisi mi

Yaşadığımız dünyaya öyle bir düzen hakim ki, sürekli ‘iyi’ olmuş insanlara sonradan ‘iyi’ olanları tercih ediyoruz. Toplum içerisinde konuşulan, saygı gören insanlara bir bakın. Elbette iyi diye nitelendirdiğimiz, geçmişten bu yana öyle tanıdığımız insanlardan da bahsediliyor. Fakat ağırlıklı olarak, geçmişte yapılan kötü şeylerin ardından düzelen ve iyi olmaya eğilimli insanları konuşuyoruz ve onları daha saygın bir yerdeymiş gibi değerlendiriyoruz.

Fark etmediğimiz, ya da belki önemsiz görüp düşünmediğimiz şeylerden biri de ‘hata yapmak’ şüphesiz. Çoğu insan için hata yapmak ya da yapmamak çok önemli değil. Bu yüzdendir ki zaten geçmişinde birçok hata yapmış insanlarla hiç hata yapmamışlar bir arada ve aynı şartlarda değerlendirilirler. Ne hoş adalet değil mi ? Biri sizin canınızı yakacak, duymak istemeyeceğiniz şeyler söyleyecek ve ardından size çok iyi davranmaya başlayacak, hep iyi kalacak, bir diğeri ise sizi hiç üzmeyecek, beklentilerinizi karşılayacak düzeyde arkadaşlığını, dostluğunu esirgemeyecek sizden, sizi tanıdığı ilk dakikadan itibaren iyi olacak ve yine iyi kalacak. Yani aynı sıfatla nitelendirilecek diğeriyle. Bunun sebebi de aslında çok açık ve hep yaptığımız bir eylemle ilişkili : unutmak.

Biz, geçmişimizi bir balık gibi kısa sürede unuttuğumuz sürece, bizden faydalanmak isteyen ‘iyi’ insanlar olacaktır çevremizde. Yaptıklarının pişmanlığını biraz olsun içinde barındırmayan ve bu durumu yüzünden okunan insanlara bizler pirim vermeye devam ettikçe, onları ‘iyi’ diye niteledikçe, şimdiye kadar hep iyiliğini gördüğümüz insanlarla bir tuttukça, onlar kendi sözlüklerinin iyisini oynayacak, bizim gözümüzde iyi olacak.

“Hata yapmamış olmak mı daha yücedir yoksa biraz hata yapıp doğru yolu bulmak mı?” sorusu aklıma geliyor böyle düşününce. Aslında sanırım cevabı da sorunun içinde. Kimileri doğru yolu bulup iyi olmak için çaba sarf ederken, kimileri doğru yolun kenarlarını ağaçlandırmaya, onu daha da güzelleştirmeye başlamış bile. Ne zaman biz gerçek iyileri diğeriyle aynı arabaya bindirip doğru yol üzerinde birlikte gezdiririz, işte o zaman ikisini aynı kabul edip, bir diğerinin yaptığı hataları ve bize yaşattıklarını unutmuş oluruz. Unutmak da güzel şeydir yeri geldiğinde ama özellikle bu konuda olduğu gibi iki insan yan yana gelecek ve bir kıyas söz konusu olacaksa, unutulanları eski tozlu raflarından getirip masaya koymak gerek. Bu sayede daha mantıklı kararlar verebilecek ve karşımızdaki insanı kırmamak uğruna daha dikkatli davranabileceğiz. 

OzaN

Bakış Açısı

İnsanlara ve dünyaya aynı şekilde yaklaşmadığımızı gördükçe farklı birer insan olduğumuzu anlıyorum tümüyle. Bu sayede benim de bakış açım bir öncekine göre değişime uğruyor, daha da farklılaşıyorum zamanla kısacası. Farklılaştıkça eskileri sorgulamaya, eski davranışları değerlendirmeye geliyor sıra. Böylece doğruya ulaşma yolunda sarf ettiğim çaba yerini buluyor ve farklılıktan, çok seslilikten, kalabalıktan da bir şeyler kazanıyorum ve çizdiğim yol üzerinde yürümeye devam ediyorum birikimlerimle.

Genişlemiş bir bakış açısı ile görebileceğiniz şeylerin derinliği de değişiyor. Yalnızca yeni şeyleri fark etmiyorsunuz bakış açınızı genişlettiğinizde, beraberinde derinlik kavramı da katıyorsunuz yüzeysel bir şekilde baktığınız bir şeye. Bu da değerlendirmelerinizi yaparken sizi bir adım önde kılıyor eski halinize göre. Çevrenizdeki diğer insanların olaylara yaklaşımları, dünyaya bakış açıları ile  beslenmiş bir zihin süzgeci oluşturuyorsunuz zamanla ve yaşam kalitenizi artırıyorsunuz farkında olmadan. Bunu  uzaktaki biri edasıyla yazmıyorum, aksine bu olayın tam içerisinde biri olarak döküyorum kağıda gerçekten.

Kimi zaman bizi mutlu etmeyecek sonuçlar doğurabiliyor farklı bakış açıları kazanmak. Mesela daha önce farkına varmadığımız, hatta aklımızın ucundan geçiremeyeceğimiz şeyleri artık “yaşıyoruz” bilincinde olduğumuz saniyeden itibaren. Fakat bu bizim için olumsuz bir şey değil, hatta bize hayatın öbür yüzünü de arada gösterdiği için iyi ve olumlu dakikalarımızın kıymetini daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor. Eğer bu boyutundan bakmayı öğrenebilirsek hayata, her şey daha farklı oluyor zaman geçtikçe. Aranızda şu an burayı okuyan fakat daha önce bu boyuttan değerlendirme yapmamış olanlar varsa şu dakika itibariyle bahsettiğim bakış açısını edindi ve gerektiğinde kullanabilecek potansiyeli var. Yani ben üzerime düşeni yaptım ve amacıma ulaştım, bakış açımı tanıttım.

Başlangıç noktası ve hedefi belli bir yol üzerinde alternatif seçimlere öncülük edebilecek bir davranışta bulunduğum için bu davranışın insanlar üzerinde bırakacağı etkiyi de düşündüm devamında. Bu sayede insanların yorumlarını ve değerlendirmelerini düşünürken onların bakış açılarına da sahip olacağım geldi aklıma ve bir heyecan kapladı bile içimi ! İşte bu yaklaşım da benim bakış açımın bir sonucu ve bu sayede mutlu olabiliyorum ben. Ayrıca şunu da söyleme gereği duyuyorum, göremeyeceğimiz, hissedemeyeceğimiz, farkına varamayacağımız bakış açıları, düşünce tarzları, değerlendirme şekilleri her gün karşımıza çıkıyor mutlaka. Fakat bir bakış açısını dahi fark edebileceğimiz “bakış açısı” edinebiliyoruz zamanla. Bir oyuna benzetebiliriz bu yönden aslında ; bazı şeyler var yapmamız gereken ve onları yapmadan bir sonraki seviyenin yeteneklerini kullanamıyoruz. Böyle düşünelim ve farklı bakış açıları edinebilmek için, farklı bakmayı mutlaka öğrenelim.

Bence mutluluğun sırrı burada !

OzaN

Uykusuz

İyi ya da kötü bir şekilde geçip gidiyor günler. Geceye uzatmaları oynattığımız da  oluyor, elektrikleri erken kesip tüm şehri erkenden uyuttuğumuz da.  Ne şekilde olursa olsun sonunda uykuya kavuşuyoruz. Belki her seferinde istediğimiz rüyaları göremiyoruz, hatta hiçbirini görmediğimiz de oluyor, iyi ya da kötü, fakat yeteri kadar uyuduğumuzda ertesi günü mutlu geçirebiliyoruz.

Hep merak etmişimdir, gününü kendine ve çevresindekilere zehir eden insanların uykusuz olup olmadığını. Fakat sorduğumda benim de günümü zehir edeceklerini düşündüğümden yanıtsız kalmasını tercih ettim. Biyolojik olarak uykusuzluğun nelere sebep olduğunu anlatmaya gerek yok ; hepimiz biliyoruz nasılsa. Fakat ruhsal olarak belki de farkında olmadığımız birçok şey var ve hepimizde farklılık gösteriyor. Kimilerimiz uykusuz kaldığında daha uyumlu oluyor, gün içerisinde her bulduğu koltukta uyuduğu için hiçbir şeye muhalefet olmuyor, mutlu mutlu geçiniyoruz. Kimilerimiz de uykusuzluğunun acısını çevresindekilerden çıkarıyor ve onların da uykusuz kalmasına neden oluyor. İşte bu durum gerçekleştiği anda uykusuzluk ortak bir sorun haline geliyor ve arkadaş çevremizde herkesi etkilemesi olağanlaşıyor. 

İyisi mi bu tarz bir şeylere sebebiyet vermemek için uykusuz kalmayalım. Sonuçta söylediklerimiz ya da yaptıklarımızdan başka insanlar da etkilenebiliyor. Aslında daha çok şey yazacaktım bu konuda ama kusura bakmayın, kısa kesmek zorundayım. Biraz uykusuzum da.

OzaN

Görünüş

Birçoğumuzun sıklıkla “ben çok önemsemiyorum” dediği şeydir bu. Elbette bahsettiğim ‘görünüş’ herhangi birimizi şekilsel anlamda betimlemek değil. Bir başkası üzerinde bıraktığımız ilk izlenim, ilk algı diyebiliriz birazdan görüş bildireceğim ve başlıkta adı geçen konuya.

Yaşadığımız sosyal çevre içerisinde kimi zaman bir bakışla, kimi zaman birkaç sözcükle, kimi zaman saatlerce sürebilecek cümleler dizisiyle bir diğer insana hislerimizi çok rahat anlatabiliriz. Bu hisler özel olmak zorunda değil elbette, bir arkadaşımızın yaptığı sıradan bir şey de anlatacağımız hislerimizin konusu olabilir. İşte o hisleri anlattığımız anda, o insanın bize görünüşünü de özetlemiş sayılırız.

Kimilerimizin çok dert ettiği bir durum farkındayım. Ya da şöyle düzeltelim : hepimizin dikkat ettiği, fakat kimilerimizin daha az dile getirdiği bir şey bu. İnsan olmanın gereklerinden biri olduğunu düşünüyorum ayrıca bu konunun ve “Ben iyi izlenim bırakıp, iyi anılmak istemiyorum” diyen birinin çıkacağını da sanmıyorum, yok değil mi öyle biri ? Hah tamam, ben de öyle düşünmüştüm.

Sizin karşınıza ne sıklıkla çıkıyorlar bilmiyorum ama bir grup insan var ki bu insanlar yalnızca görünüşe önem veriyorlar. Şöyle ki, önem verdikleri konu olan görünüş dahilinde bile olduklarından farklı görünmeye bayılıyorlar. Çünkü bu tarz davranışların onları diğer insanlardan ayrı tutacağını sanıyorlar. Fakat ne kadar aşağılık bir durum olduğunun farkına varamıyorlar bir türlü. Bazen “bilmiyorum” demeyi de bilmeli insan değil mi ? Ya da bir konuda çok iyi olduğunu diğer insanlardan önce kendisi söylüyorsa biri, şüphe edin yaptığı her şeyden derim. Genellikle bu tarz insanlar daha boş oluyor ve atasözümüzün anlamını tam olarak karşılayabilmek için deyim yerindeyse boş fıçılarını çok tıngırdatıyorlar. Bu sayede kendilerince ‘iyi izlenim’ bıraktıklarını zannediyorlar, yani bize hoş görünüyorlar. Vay be diyoruz, hatta yaptığı-yaptığını söylediği- şeylere özeniyoruz falan. Onlar da bizi etkilediklerini düşünüyorlar haliyle ve mutlu oluyorlar. Fakat eninde sonunda bazı şeyler açığa çıkıyor ve gözümüzdeki değeri birden düşüveriyor o insanların. Gelin bu insanlardan olmayın ve olduğunuz gibi kendinizi kabul ettirmeye çalışın.

Başlangıçta söylediğim “Ben çok önemsemiyorum” cümlesi benim için geçerli sayılabilir. Şöyle açıklayayım : insanlarla konuşurken, onlara bir şeyler anlatırken samimi olmaya çalışıyorum ve içimden geldiği gibi davranıyorum. Kurguladığım bir kişiyi oynamıyor ya da onlara başkasının sözlerini seslendirmiyorum. Suflörü yok benim hayatımın ve insanların oynadığı bir oyunun parçası olacaksam, kendi rolümde oynamayı tercih ederim her zaman. İnsanların algı havuzuna hissettiklerimi doğru bir şekilde anlatabildiğim şartta gerçekten insan olduğuma inanıyorum ve yanımda bulunmayı isteyecek insanların, beni olduğum gibi kabul etmesini istiyorum. Görünüşü ile zihinde uyandırdığı görüntüsü aynı olan bir insan olmaya çalışıyorum, hepsi bu.

Not : Her zaman resimdeki gibi “görünmüyorum”

OzaN

Kısa-Öz*29

Çok paran varsa; bir yere gittiğinde paranı konuşturursun, saygı duyarım. Fakat günlük yaşantında paran seni konuşturuyorsa, orada bir sorun vardır. Sen mi paraya sahipsin, para mı sana sahip ? Önce buna karar vermelisin.

OzaN

Kısa Öz*28

Çevremdekiler beni anlamıyor demek her zaman için doğru olan bir kullanım değildir. Çoğu zaman biz onları anlamayız. Çünkü bizim konuştuğumuz dil onların duymaya alışık olduğu, onların kullandığı dil ise, kendilerinin konuşmaya alışık oldukları dildir.

OzaN

Yenilik

Her insanın değişikliğe, yeniliğe ihtiyacı olduğu gibi şüphesiz benim de bu saydığım şeylere ihtiyacım var. Fakat çevremdeki insanların beni her konuda yeterince anlamadığını düşünüyorum. Ya kendimi tanıtamadım tam anlamıyla onlara, ya da onlar beni hayal ettikleri gibi biliyorlar ve o doğrultuda yönlendirmeye çalışıyorlar. Biliyorum hiçbirinin içinde kötü bir niyet yok, hiçbiri kötülüğümü istemiyor ama ister istemez bazı konularda beni üzebiliyor yaptıkları. Bu doğal bir şey aslında sanırım. Yaşantımızı devam ettirirken illa ki birilerinin alanında buluyoruz kendimizi ve sözlerimizi. Paylaşmak da bu sayede olmuyor mu zaten ? Her paylaşımın olumlu etki uyandırması da mümkün olmadığına göre, biraz daha normal karşılamalıyım bu tarz şeyleri farkındayım. 

Hem yenilik demişken yalnızca bende olmuyor ki bu şey. Her yenilik, bir değişikliği de getiriyor beraberinde çoğunlukla. Hepimizin hayatının zaman içerisinde değiştiğini de düşünürsek çevremizdeki insanların bizler için ne kadar önemli olduğu konusunda çok düşünmemiz gerekmez. Onlar değiştikçe biz de değişiriz, onlar yenilendikçe biz de yenileniriz. Fakat değiştirmediğimiz ya da yenisini aramadığımız bazı şeylerin varlığı da şüphe gerektirmez. Tabi çevremizdeki insanların da bu şeylerin varlığından haberdar olması ön koşuluyla. Benim değiştirmeyi istemediğim bazı şeylerimin olduğunu kabul etmeleri gerekir ve bu konuda saygı görmek de isterim. Çünkü ben saygılıyımdır insanların yaptıklarına, söylediklerine ve düşüncelerine. Bu yüzden sorun yaşıyoruz zaten. “Sen neden bunu böyle yapıyorsun ?” demem, “Şu düşündüğün yanlış” da aynı şekilde. Ben nasıl düşünüyorsam, diğer insanların da en az benim kadar düşündüğüne inanırım çünkü. Şöyle ki, eğer siz benim yerime de düşünüp, benim düşüncelerime saygı duymuyor, bana güvenmiyorsanız, kusura bakın ya da bakmayın, benim için burada sorun vardır. Her kim olursa olsun hoşuma gitmeyen belli şeylerin varlığından haberdar ise, bu şeyleri yapmaması gerekir çevremde kalmak istiyorsa. Bu tarz eylemlerde bulunulduğu zaman, bu eylemler benim için “yeni” eylemlerdir ve bir değişimin habercisi olurlar daima. 

Benim bir yolum var ve o yol üzerinde mola vererek ilerliyorum. İster mola yerinde tanıştığım ve benimle birlikte yolculuğa devam edecek biri olursunuz, isterseniz de bir sonraki molada unutulacak biri. Zaten yapılan onca yanlış şey arasında ne kadar mantıklı karar verebileceksiniz bilmiyorum ama üzülerek söylüyorum :

“Seçme ve seçilme hakkına sahipsiniz.”

OzaN

Fikir

Ay’ın diğer yüzünü görebiliyorum bugün. Sanıldığı kadar uzak olmadığını fark ediyorum sonra. Her şey gibi, o da güzelce gülümsüyor bana ve gittikçe yakınlaşıyor. Düşündüğüm şeyler her zaman yapıyor bunu. Önce zihnimde beliriyor bir şeyler, ardından o şeye daha fazla yakınlaşıyorum ve onu hiç yanımdan ayırmayacağım, fakat özgür bırakacağım bir yere koyuyorum : Zihnime. Eskiden birkaç fikir kümesi oluşmuştu, artık kendisi var. Ve bana bu kadar yakınlaşan hiçbir düşünceyi de eli boş göndermiyorum. Özgürler, istedikleri an zihnimden gidebilirler. Fakat öyle bir zaman gelir ki, tekrar yanıma gelirler. Gidecekleri zaman da, benden bir şeyler katmış bir şekilde gönderirim onları. Benim bir fotokopi makinem var. Bana bir sürü kağıt gelir her gün, her dakika. O kağıtların hiçbirini boş göndermem. Üzerine eklerim bende olanları, fakat onlara en ufak bir zarardan kaçınırım. Köşesini bile kıvıramam o kağıtların ben. Ardından da ekleme yaptığım kağıdı insanlara sunarım, binlercesini, bir defada. Benim makineye başka sahip olanlar aynı işlemi tekrarlayıp bana geri dönerler. Kağıtlarım dünyanın her köşesinden aldığım düşüncelerimdir. Makinem ise zihnim. her aldığım düşünceye, kendimi de eklerim. Yaşadığım şu hayat içerisinde, düşüncem birikimim, zihnim fikrimdir benim.

OzaN

 

Günün Sözü*33

Gelirken gülücüklerini getir beraberinde, giderken gözyaşlarını. Geldiğine sevineyim gülücüklerinle, gittiğine ağlayayım gözyaşlarınla. Yeter ki koparma benden parça. Yeter ki alıp götürme içimde biriktirdiğim onca şeyi. Hem sana senden güzel(!) ne hediye verebilirim ki ? Gülücüklerin mutlu eder beni, hissederim her an içimde. Gözyaşların ise gezinsin her göz hücrende. Gezinsin ki görebileyim gözlerini her özlediğimde.
Bilmiyorum ne zaman geleceğini. Ne zaman gideceğini de. Fakat gelirken şunu bilmelisin ki, bir dönüş bileti taşımalısın cebinde. Hani olur ya, benim dünyam farklı gelir sana, benim duygularım farklı olur seninkilerden. İşte o zaman istemem üzülmeni. Çünkü bilmelisin zaten geldiğin gibi gidebileceğini. Kimseyi zorlayamam hiçbir konuda, hiçbir yerde, hiçbir şeye. Zaten bu yüzden gidersin ya ! Güzel olan şeyler elinde olduğu zaman, uzaktaki kötü bile güzel gelir sana, tırmandığın ağacın meyvesini almaktansa, gözün düşer hep yandaki ağaca. Suçlamıyorum seni. Çoğumuz için böyledir bu çünkü. Doyumsuz olduğumuzu biliyorum. Böyleyiz biz. Yapacak neyimiz var, elimizden ne geliyor ? Üzgünüm ki hiçbir şey. Kimseyi değiştirecek değilim, böyle bir şeyi talep etmem kendi çıkarlarım için. Ne zaman seni değiştirmek istiyorsam, bil ki seni düşünüyorum.
Bazen birçoğunuzun olduğu kadar insafsız olmak, öyleymiş gibi davranmak istiyorum en azından. Öyle davransam saygı görürüm hiç yoktan. Fakat olmuyor işte, yapamıyorum. Benim rüzgarım karanlık, güneşim sessiz, toprağım ışıltılı, çiçeğim bulutlu, yağmurum meyvelidir. Bu yüzden farklıyım senden. Bu sebeplerden dolayı gidersin benden zaten. Alışamazsın bana, alışmak zor gelir, eline yüzüne bulaştırırsın zamanla.
İyisi mi, sen bana alışma ben de sana. Ne gelmeyi bil, ne de gitmeyi. Çünkü gelmeleri severim, dönüşleri olmazsa. Umutları severim, boşa çıkmazsa. İnsanları severim, beni unutmazsa. Bir çiçek değilim ki boynum büküldükten sonra iki bardak su ile tekrar kalkayım ayağa. Dediğim gibi, geleceksen gitme, gideceksen gelme. Çok gideni gördüm, çok kaçanı kovaladım çünkü zaman içerisinde. Şimdi hangisinin faydası var bana ?
OzaN

Sanki

Bugün, eskiden hayal ettiklerimin masamdaki yerini aldığını daha iyi görebiliyorum. Çünkü dün, benim için olumlu sayılabilecek şeylere gebe olduğunu belli etmişti. Çünkü bunu istemiştim, gerçekten. 

Hayal kurarken hissettiklerim son derece uzak gelirdi bana. “Eğer yakın gelse zaten hayal demezlerdi adına” derdim hep kendi kendime. Haklıydım da aslında, bu yüzden uzak tuttum hayallerimi hep yakınıma. Hayallerimin hayatımı eline geçirmesine izin vermeyecektim, uzakta tutacaktım ki onları, hem gerçek olduklarında daha çok mutluluk verebilsin zihnime, hem de bugünümü süsleyecek onca şey dururken, var olmayan şeylere bel bağlayıp üzülmeyeyim.

Bir şarkı yazar gibi sessiz, bir umudu uzun yola yollar gibi hüzünlü, bir balıkçının oltayı atarken hissettiği “ümit” duygusu içerisinde yaşıyorum günlerimi. Biraz huysuz oluyorum, biraz mutsuz kimi zaman. Fakat biliyorum ertesi gün hepsinden kurtulacağımı. Bir kuş kadar özgür hissedebileceğimi, kanatlarım olmasa da biliyorum uçacağımı. Hedeflediğim onca şeyi hissedebiliyorum ceplerimde. Artık hayatım içerisinde onların da birer yeri var ve onların geçtiği, geçip de yanıma geldiği yollarda yerini alacak bir sürü şey koydum sıraya. Her biri en az şimdiye kadar elde ettiklerim kadar uzak geliyor bana şu an. “Bunu çok istiyorum, keşke olsa” dediklerimin birer birer gerçekleşeceğini biliyorum. Çünkü onlara inanıyorum, en az kendime inandığım kadar.

Masamda yer açtım yakınlaşma yolunda çaba harcayan her uzağıma. Geçmişe dönüp baktığımda hala yanımda taşıyacağım çok az hayal görebiliyorum. Gerçek olduklarını gördüğümü düşünüp gülebiliyorum. Bu da mutlu ediyor beni, yırtılan yelkenlerle okyanusları aşmış bir denizci  kadar heyecan dolduruyor kalbimi. Unutuyorum tüm kötü şeyleri, yarının güzelliğine de daha fazla inanıyorum sanki..

OzaN

Sabır

Birçoğumuzun yoksun olduğu bir sözcük denilebilir buna eğer yalnızca bir sözcük gibi düşünürsek. Duygusal olarak düşündüğümüzde ve farklı bir bakış açısıyla yaklaştığımızda sabır, hayatımızın en önemli hislerinden biridir. O olmadan hiçbir şey tam olarak gerçekleşemez neredeyse.

Doğumumuzu düşünelim. Eğer bizi yetiştirmeyi ve büyütmeyi, sevdiklerimiz istemeseydi ve sabretmeseydi biz olmazdık. Zaten bizim varoluşumuzla ilgili bir kavram oluşundan kaynaklı yaşamımızın her yerinde bu kavrama ihtiyaç duyuyoruz ve onsuz yapamıyoruz. Ne kadar az ya da ne kadar çok bir şeyi istediğimizi önemsemeden, bir ön koşula gerek vardır ; sabır. Gerçekçi olduğumuz takdirde sabırdan zarar gelmeyecek bize. Eğer tamamen gerçek olamayacak şeyler üzerinde düşünüp sabretmeyi seçersek, maalesef bir adım ileri gidemeyeceğiz.

Gerçekçi şeylere sabır ile yaklaşırsak, onların da gerçek olabileceği tarihi bir heykeltraşın heykelini tamamlayacağı günü bilmesi gibi, yani tahmin etmesi fakat oraya ulaşmak için devam etme gerekliliğini içerisinde hissederek ve aynı şevkle bekleyerek, sabrederek bilmesine benzer şekilde yaklaşırsak, işte bu bizi bir adım ileri taşıyacaktır.

Hayatımız içerisinde sabırla yaklaşmamızı gerektirmeyen yer yok gibi. Çok derine inmek istemiyorum bu yazıda, bu kadarı yeterli olacak anlatmak istediklerimin bazılarını anlatmak için ve şunu söylemek istiyorum. Bir şeyin başlangıcını biliyor ve görüyorsak, sonunun olacağını bilmeli ve bu sona biraz olsun yaklaşabilmek amacıyla da sabretmeyi bilmeliyiz. Yazımı, sonuna kadar “sabır” gösterip de okuduğunuz için teşekkür ederim.

OzaN