Günün birinde, eninde sonunda hepimiz yanlış şeyler yapıyoruz. Yaptığımız yanlış şeyleri kimi zaman savunuyoruz, kimi zaman kabul ediyoruz. Eğer özür dileyip halledebileceğimiz bir şey ise özür diliyoruz, yok eğer öyle bir şey değilse içimizdeki diğer pişmanlıkların bulunduğu yere “Aramıza hoş geldin” sesleriyle girişini izliyoruz. Git gide sanallaşan dünya düzeni kapsamında düşünürsek, mesela benim şu an yazdığım denemeyi ele alalım, yapacağım herhangi bir yanlışlığı düzeltme imkanım var. Emin olun şuraya gelene kadar birçok imla hatası, birçok yazım hatası yapmışımdır ve bunlar, tek tek düzeltilmiş bir halde karşınıza çıkmıştır. Fakat kimi zaman burada bize sağlanmış olan esnekliği gerçek hayatta da arıyoruz ve haliyle bulamıyoruz. 

Geçmişe yönelik düzenlemelerin dahi yapılabileceği çeşitli sanal ortamlarda geçirilen fazla vakit sonucu, bazen ağzımızdan çıkan bir sözcüğü geldiği yere göndermek, bazense yaptığımız bir davranışın doğurduğu olumsuz sonuçları görmemek için zamanı geri sarmak istiyoruz. Kimi zaman kendimizi o kadar kaptırıyoruz ki, kimse görmeden her şeyi geri alabileceğimiz hissine kapılıyoruz. Fakat bu hissin boş bir umuttan öteye gitmediğini görmemiz çok uzun sürmüyor. Sonbaharı saniyeler sürmüş yeryüzü gibi oluyoruz, yapraklarımız dökülüyor, güneş tepemizden gidiyor ve bizi ayıltmak istercesine yağan yağmura bırakıyor yerini… Kendimize geldiğimizde bilincimizde yer etmiş son saniyeleri hatırlıyoruz ve eylemin ya da sözün doğurduğu etki boyutunda bir pişmanlık yaşayarak kaldığımız yerden devam ediyoruz hayata. Bu söylediğim şeyleri yaşamamız yaklaşık iki saniyemizi alıyor ve belki de günlerce etkisini devam ettirebilecek şeylerin meydana gelmesine neden oluyor.

Sanal ortamda değiştirebildiğimiz şeylerin varlığı yadsınamaz elbette ama gerçek hayatta değiştirebildiğimiz şeyler de kesinlikle var. Kırdığımız bir bardaktan geriye kalanları dikkatli bir şekilde toplarsak ve çöpe atarsak -manevi bir değeri olmadığı takdirde- içimizde pişmanlık hissetmeyiz. Çünkü kötü bir sonuç doğurmamıştır, yaralamamıştır bizi mesela, bu yüzden rahattır içimiz. Odamızın görünümünü değiştirmek için dolabımız ile masamızın yerini değiştirebiliriz değil mi ? Hoşumuza gitmediğinde eski yerlerine dönmelerini sağlayabiliriz. Fakat bir söz söylediğimizi düşünün, bir kimsenin bilmemesi gereken bir şeyi öğrenmesine neden olduğumuz bir söz. Dil yeteneğimiz ne düzeyde olursa olsun, bazı durumlarda yapmamız gereken tek şey, bu sözü söylememiş olmaktır. Sonradan çevirmeye çalışmak gerçekten işe yaramıyor. Er ya da geç karşımızdaki bu durumu anlıyor ve biz de pişmanlık hissi barındırıyoruz içimizde. Yapmamız gereken şey ise biraz daha dikkatli olmak bu noktada. Günlük yaşamda nefes almak ve hareket etmek dışında sanırım üçüncü sıklıkta yaptığımız “konuşmak” eylemine dikkat etmeliyiz. Özellikle konuşurken ağzımızdan çıkacak yanlış bir söz öbeği, kötü şeylere yol açabilir.

Sonuç olarak, yazmayı öğrendiğimiz ve bilincimizi tam anlamıyla kontrol edebildiğimiz çağdan itibaren hayatımızı, söylediklerimizi, davranışlarımızı bir kağıda yazdığımızı düşünün. Üstelik kurşun kalemle yazıyoruz ve yanlış yaptığımızı düşündüğümüz anda silgiye de sahibiz ve kullanma özgürlüğümüz var. Bunun rahatlığıyla hata yapıyoruz, kalemi bir kenara bırakıp silgiyi alıyoruz elimize. Kalemi bıraktığımız anda yaptığımız veya yapacağımız şeyleri bizim yerimize kim yazacak oraya ? Hayatımızı kaleme alıyoruz ve bir bölümünü pas geçiyoruz öyle mi ? Atladığımız o kısım da bizim hayatımız ve biz görevimizi yeterince yerine getiremiyoruz demek ki…  

Bir de diğer taraftan bakalım olaya. Kurşun kalemle yazdığımız bir şeyi en kaliteli silgi ile de silsek biraz izi kalacak. Aynı zamanda geriye dönüş yapamadığımız için o bölge artık boş kalacak. Ayrıca pardon ama, sildiğimiz bir metinden geriye kalan silgi tozlarını kim temizleyecek ? “Ben temizlerim” diyorsanız hemen diğer sorumu ekliyorum : “Siz sebep olduğunuz bir yanlışı temizlemeye çalışırken, hayatınızı belirleyen kalem kimin elinde olacak ?”

OzaN